Adalet Anlayışı

ADALET ANLAYIŞI
1. Adalet nedir?
Adalet: Düzenli ve dengeli davranma, her şeyin ve herkesin hakkını verme, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma, insaf ve eşitlik anlamlarındadır. ( Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 1/341)
Geniş kapsamlı bir kavram olan adâletin zıttı zulüm, hıyanet ve insafsızlıktır.
Adl: Her şeyi layık olduğu yere yerleştirmek, hakkı yerine koymaktır
Adalet, sadece devlete ve yöneticilere has bir olgu değildir. Adalet, hukuki, içtimai ve ahlakı alanların hepsini kapsar.
Bu bağlamda adalet “kişinin kendine, ailesine ve çevresinde yer alan insan, doğa ve hayvanlara karşı görevlerini ve haklarını yerine getirmesidir.
İslâm’da adalet mefhumu ile her ferdin ve her toplumun karşılıklı olarak işlerinde değişmez bir ölçü konmuş,
• İstek ve heveslere yer verilmemiş,
• Sevgi ve nefretlere uyulmamış,
• Akrabalık ve yakınlık gözetilmemiş,
• Zengin-fakir, kuvvetli ve zayıf ayırımı yapılmamıştır.
Bir ferdin, bir ailenin, bir toplumun, bir milletin barış, huzur, güven, birlik ve beraberlik içinde yaşayabilmesi, toplumu ayakta tutan dinamiklerin hakim, diri ve canlı olmasına bağlıdır.
Emevi Hlifelerinden Ömer b. Abdülaziz döneminde hutbelerin sonuna eklenen şu ayet çok anlamlıdır.
اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَاٖيتَاٸِ ذِى الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْیِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90.)
Görüldüğü gibi bu ayette, evrensel ilkeler sıralanırken birinci olarak adalet zikredilmektedir. Çünkü adalet hâkim olmadan diğer ilke ve faziletlerin tahakkuku zordur. Adalet olmadan, insan fıtratını lekeleyen ve fıtratından uzaklaştıran günahları, çirkinlikleri, azgınlığı, hayâsızlığı, zulmü yok etmek mümkün değildir.
Ayrıca kendi içinde adaleti sağlayamayan kimselerin iyilik yapmaları, akrabalarına yardımcı olmaları, insanlara karşı adil davranmaları mümkün değildir.
“İslam’ın şartı beş altıncısı insaf ve adalet demişler.”
“İslâm’ın surları hak, kapısı adalet; içi de saadettir.”
“Adâlet, her yerde geçerli olan bir sermayedir”
“Adalet olan yerde adavet olmaz.”
Kanuni Sultan Süleyman: “kılıcın yapamadığını adalet yapar.”
“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emniyette olduğu kişidir”, “İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir”, “Müslüman güvenilir ve adildir”
2. Allah’ın esmasından biri el Adl diğeri el Muksid’dır.
El Adl: Adil, insaflı, her şeyi yerli yerinde yapan, her şeyi hak ve doğru olan
“Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır…” (En’am 115) Allah bütün söz ve fiillerinde mutlak adalet sahibidir. O’nun kararı doğru, hükmü adildir.
el-Muksit, adaletle hükmeden, bütün işlerini uygun ve denk olarak yerli yerinde yapan, mazlumların hakkını zalimlerden alan, her işinde dengeyi kuran demektir. “De ki: “Rabbim bana adaleti emretti.” (Â’râf sûresi 7/29) Buyurulmaktadır.
Allah Zerre Kadar Haksızlık Etmez
وَنَضَعُ الْمَوَازٖينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْپًا وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَا وَكَفٰى بِنَا حَاسِبٖينَ
“Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz.” (Enbiya 47)
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْرًا عَظٖيمًا
“Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa onu katlar (kat kat arttırır), kendinden de büyük mükâfat verir.” (NİSA 40)
3. Allah, Kitaplarını İnsanlar Arasında Adaleti Sağlamak İçin Gönderir. Kuran-ı kerim adaletin temel kaynağı ve terazisidir. Her şey ona arz edilir.
اِنَّا اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا اَرٰيكَ اللّٰهُ وَلَا تَكُنْ لِلْخَائِنٖينَ خَصٖيمًا
“Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab’ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!” (NİSA 105)
Müfessirler bu ayetlerin bir hırsızlık hâdisesi hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir. Ensar’dan, Zafer b. Haris Oğullarından Görünüşte Müslüman olan Tu’me b. Übeyrik isminde bir adam, Katade b. Numan ismindeki komşu¬sunun bir zırhını çalmıştı. Zırh, içerisinde un bulunan bir dağarcığın içinde bulunuyordu. Un dağarcıkta bulunan bir yırtıktan dökülüp saçılmağa başlamıştı. Böylece yolda un izleri görünüyor ve bu izler eve varıncaya kadar devam ediyordu. Sonra Tu’me o zırhı, Yahudilerden Zeyd b. Semin denilen bir adama emanet bırakmış, emarelerden hareketle kalkan Yahudi’nin evinde bulunduğunda onun ifadesine binaen adam yakalanmış; Tu’me’nin Kabilesi olan Zafer Oğulları yemin ederek hırsızlığı Yahudi üzerine atmış ve buna da akrabalarını şahit göstermiştir. Yemin ve şahitler sebebiyle yanlış bir hüküm verecekken bu âyetler inmiş ve Efendimiz’i mühim bir yanlıştan korumuştur. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.s.) Tu’me’yi suçlu bulup cezalandırılmasına hükmetmiştir. Tu’me b. Übeyrik Mekke’ye kaçarak İslam’dan dönmüştür. (Bkz.: Elmalı, Tefsir, 3/78-79)
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمٖيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ …
“Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik.” (HADÎD 25)
Allah’ın Sözü Doğru Ve Adildir. O’nun Sözünü Değiştirecek Yoktur
وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهٖ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ
“Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.” (EN’ÂM 115.)
4. Peygamberlerin görevlerinden biri adaleti tesis etmektir
Peygamberler toplumların en önemli değerlerini yitirdikleri ortamlarda insanlara yol göstermek, hak ve hakikati duyurmak, adaleti yeniden tesis etmek üzere gönderdiği elçilerdir.
Peygamberimiz Hak konusunda titiz davranır, kimsenin canına ve malına zarar vermeyi ve üzerine kul hakkı geçmesini istemezdi. İstemeden zarar verdiği olursa, bir özür dilemekle halledilebilecek veya buna gerek duymayacak durumda bile, şayet kendisinden bir kısas talebinde bulunursa seve seve bu isteği yerine getirirdi.
فَلِذٰلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَاءَهُمْ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ
“İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah’ın indirdiği Kitab’a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emir olundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O’nadır.” (ŞÛRÂ 15)
وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌ فَاِذَا جَاءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
“Her ümmetin bir peygamberi vardır. O peygamberleri gelince aralarında adaletle hüküm verilir. Onlar hiç zulüm görmezler.” (Yunus/ 47)
Ganimet mallarının Cürrane’de taksimi yapılırken
Hz. Câbir İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Cürrâne’de, işlenmemiş altın ve ganimetleri taksim ediyordu. Taksim edilen mal Hz. Bilal’in eteğinde idi. Bir adam: “Ey Muhammed adil ol! Çünkü adalet etmiyorsun!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Yazık sana! Eğer ben de adil olmazsam, benden sonra kim daha âdil olur?” diye mukabele etti.
Hz. Ömer, (Resûlullah’ın üzüldüğünü farkederek): “Ey Allah’ın Resülü! Bana müsaade buyurun, şu münafığın kellesini uçurayım!” talebinde bulundu.
Aleyhissalâtu vesselâm: “İşte bu adamın mutlaka arkadaşları -veya arkadaşçıkları- var. Bunlar Kur’ân’ı okurlar, ama okudukları gırtlaklarından aşağı geçmez. Bunlar, okun avı delip geçmesi gibi dinden çıkıp giderler!” buyurdular.”
Abdullah İbni Mes’ud radıyallahu anh şöyle dedi:
Huneyn Savaşı ganimetlerini taksim ederken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bazı kişilere diğerlerinden fazla hisse verdi. Akra’ İbni Hâbis’e yüz deve, Uyeyne İbni Hısn’a da bir o kadar verdi. Arapların ileri gelenlerine de o günkü taksimde biraz fazla pay verdi. Bunun üzerine bir kişi (Muattib İbni Kuşeyr): “Vallahi bu taksimde hakkaniyet yoktur, Allah rızası da gözetilmemiştir!” dedi.
Ben de: “Allah’a yemin ederim ki bunu ben Resûlullah’a söyleyeceğim,” dedim. Gittim, adamın söylediklerini anlattım.
Bunun üzerine, kızgınlığından Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yüzü kıpkırmızı kesildi. Sonra şöyle cevap verdi:
« فَمنْ يَعْدِلُ إِذَا لَمْ يعدِلِ اللَّهُ ورسُولُهُ ؟ ثم قال : يرحَمُ اللَّهُ موسى قَدْ أُوْذِيَ بِأَكْثَرَ مِنْ هَذَا فَصبرَ »
“Allah ve Resûlü de adâlet etmezse, hiç kimse adâlet etmez.” Daha sonra da şöyle buyurdu: “Allah, Mûsâ’ya rahmet etsin. O bundan daha ağır bir ithama maruz kalmıştı da sabretmişti.”
Ben (kendi kendime), “Bundan sonra kimsenin sözünü Resûlullah’a iletmeyeceğim” diye karar verdim. (Riyazüs Salihin, C.1, S.252, 43. Hadis Buhârî, Edeb 53; Müslim, Zekât 145)
Huneyn, Mekke ile Tâif şehirleri arasında bir vâdidir. Huneyn Gazvesi Mekke’nin fethinden sonra sekizinci hicrî yılda cereyan etmiştir. İki bini Mekkeli on iki bin kişiden meydana gelen Müslüman ordusu bu harpte on dört bin kişilik Hevâzin ve Sakif kabileleriyle savaştı.
Ci’râne denilen yerde toplanan ve dağıtımı yapılan ganimet, altı bin kadın ve çocuk, 24 bin deve, 40 bin koyun, dört bin ukıyye gümüş para idi.
Hz. Peygamber bu ganimetlerin beşte birlik beytü’l-mâl hissesinden müellefe-i kulûb denilen, gönülleri İslâm’a ısındırılması istenen bazı kabile ileri gelenlerine bol bol ikramda bulunmuştu.
Durumun nezâketini ve hikmetini kestiremeyen bazıları şu veya bu şekilde bu taksime karşı çıkmışlardır. Özellikle Muattib İbni Kuşeyr, Resûlullah’ın uygulamasını hadisimizde yer alan sözleriyle kınadı. Hz. Peygamber’i âdil davranmamakla suçladı. Huneyn ganimetlerinin taksimi olayında daha başka insanların da bazı itirazları ve şikâyetleri olmuştur. Ensâr gençlerinin bazı sözleri üzerine Hz. Peygamber’in bütün Ensâr’ı toplayıp onlarla meseleyi görüşmesi meşhurdur.
Ganimet dağıtımı ve bazı itirazlar hakkında Tevbe sûresi’nin 58-59. ayetlerinde bazı tespitler yer almakta ve şöyle buyrulmaktadır:
وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِى الصَّدَقَاتِ فَاِنْ اُعْطُوا مِنْهَا رَضُوا وَاِنْ لَمْ يُعْطَوْا مِنْهَا اِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ
وَلَوْ اَنَّهُمْ رَضُوا مَا اٰتٰیهُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ سَيُؤْتٖينَا اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ وَرَسُولُهُ اِنَّا اِلَى اللّٰهِ رَاغِبُونَ
“Sadakalar hakkında sana dil uzatanlar vardır. Onlara verilirse hoşnud olurlar, verilmezse, hemen öfkeleniverirler. Eğer onlar Allah ve Peygamber’inin kendilerine vermiş oldukları şeylere razı olsalar ve ‘Allah bize yeter; O ve Peygamberi bol nimetinden bize verecektir; doğrusu biz Allah’a gönül bağlayanlardanız’ deselerdi, daha hayırlı olurdu.” (Tevbe 58-59)
Allah Rasûlü, En Yakınları Bile Olsa Hep Adaleti Esas Almış; Hükümleri, Kanunları Herkese Eşit Olarak Uygulamıştır.
Bedir savaşında alınan esirler arasında Peygamberimizin amcası Hz. Abbas da vardı. Hz. Abbas’ın elleri bağlanmıştı. Esirler, fidye karşılığı serbest bırakılmaya başlanmıştı. Ensar’dan bazı kişiler Hz. Abbas’ın Allah Rasûlü’nün amcası olduğunu öğrenince onun fidyeden affedilmesini istediler. Allah Rasûlü: “Hayır, asla böyle bir şey olamaz Onun ödemek zorunda olduğu fidyenin tek bir dirhemi dahi bağışlanamaz” ( Buharî, Megâzî, 53) buyurdular.
Efendimiz(s.a.v) sahabe arasında meydana gelen hukuk ihlallerinde de taviz vermediği ve adaleti en mükemmel şekilde sağladığı bir çok örnekte görülmektedir. Bunlardan biri Miras hususunda anlaşmazlığa düşen iki kardeşin davasıdır.
Miras için efendimize gelen iki kişi
Ümmü Seleme(r.a) anlatıyor: “Ensardan iki zat Allah Resulünün huzuruna gelerek bir miras meselesinden dolayı mahkeme olundular. Aradan uzun zaman geçtiğinden şahitleri yoktu. Nebi(s.a.v): “Sizler benim huzurumda davalaşıyorsunuz. Ben, hakkında vahiy inmeyen meselelerde ancak kendi reyimle hüküm veririm. Kardeşinin hakkını haksız yere almak için ileri sürdüğü delile bakarak lehine hüküm verirsem onu almasın! Çünkü ona ateşten bir parça koparmışımdır. Kıyamet gününde bu ateş parçası boynunda asılı olarak(mahşer yerine) gelir!” Buyurdu.
Bunun üzerine iki hasım ağladı, her biri: “Ya Rasülallah hakkım onun olsun,” dedi.
Peygamber Efendimiz(s.a.v) de: “Madem öyle yaptınız, o halde gidin, hakkı araştırın, aranızda paylaşın ve kur’a çekin. Birbirinizle helalleşin, buyurdu.” (Hayatü’s-Sahabe, M.Yusuf Kandahlevi,2/S:146-147)
5. Adalet huzurun, barışın kaynağıdır. Adalet toplumun her kesimini kuşatmalıdır. İnsanlar Allah nezdinde de beşeri kanunda da eşittirler.
Adalet sadece mahkemelerde, adliye binalarında aranmamalıdır. Adaleti her fert vicdanında, ruhunda tezahür ettirmelidir. Mahkemeler, adaleti kalplerine sindiremeyenlerin başvurdukları mercilerdir. Anlaşmaya yanaşmayan, adalet ölçülerine uymayanların gittikleri kapılardır.
İmam Şafii Hazretlerinin dediği şu cümle bizlere adaletin ilahi emre uymak olduğunu bir kez daha hatırlatıyor: “Adalet ilahi emre uygun amelde bulunmaktır.” (Şafii)
“İyiliği iyilikle karşıla, kötülüğü adaletle”
Hz. Ömer (r.a.), adaletin timsali olmuştur. Onun, bir Kıptî’ye tokat atan Mısır Valisi Amr b. As’ın oğlunu sorgulayıp ceza olarak Kıptî’nin de ona tokat atmasını istediğinde söylediği, “Anaları insanları hür olarak doğurmuştur. Siz onları ne zaman köleleştirdiniz.” (Muttakî, Kenzü’l-ummâl, 7/660) sözü, Müslüman bir yöneticinin adalet anlayışının en güzel ifadelerindendir.
“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emniyette olduğu kişidir”, “İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir”, “Müslüman güvenilir ve adildir”
وَلَا تَسْتَوِى الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ اِدْفَعْ بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذٖى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ حَمٖيمٌ
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.” (Fussilet, 41/34)
Kur’anı Kerimde ve Hadisi Şeriflerde; her işte adaletli olmayı Allah ve Rasülü tavsiye etmiştir.

1- Devlette adalet
2- Mahkemelerde adalet
3- İnsan-i ilişkilerde adalet
4- Aile içersinde adalet
5- Eşler arasında adalet
6- Çocuklar arasında adalet
7- Gelin kaynana ve kızı arasında
8- İşçi – işveren; amir-memur arasında adalet
9- Şahitlik esnasında adalet
10- Her türlü iş ve işlemlerde adalet
11- Komşuluk ilişkilerinde
12- Mirasların taksiminde
13- İmam-cemaat arasında adalet İslam’ın emridir

6. Kişinin Kendi şahsında ve şahitliğinde adalet
Kişi kendini helake götürecek her türlü tutum ve davranıştan sakınmalıdır. Allahın kendisine verdiği görevleri yerine getirerek hakkını korumaya, cehennemden azad olmaya, rızaya ermeye gayret göstermeli ve sorumluluklarını en güzel şekliyle ifa etmelidir.
• Önce imanında adil olmalı
• Sözünde adil olmalı
• İnsanlar arası ilişkilerinde adil olmalı
• Yalandan ve iftiradan uzak durmalı
• Hakkın ve haklının yanında yer almalı
• Kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmamalı
“Hak, tepene inen bir kılıç da olsa, boynunu uzatmaktan çekinme..!”
“Adâlet, Allah’a yakın olma yollarındandır ama nedense insanların çoğu ondan uzak kalmayı tercih etmiştir”
“Başkalarını ezerken, seni ezebilecek bir gücün bulunduğunu da katiyen hatırdan çıkarma”
Şahitlik edecek kimseler adil olmalı
a) Tarafsız almalı,
b) Güçlünün değil haklının yanında olmalı,
c) Somut delillere göre hüküm vermeli, şüphe, tahmin, öngörü ya adalette yer yoktur.
d) Gecikmemeli,
e)Verilen hüküm işlenen suca denk olmalı
f) Vicdani olmalı
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حٖينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ
“Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin…” (Mâide 106)
وَمَنْ يَكْسِبْ خَطٖيپَةً اَوْ اِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِهٖ بَرٖیًٔا فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُبٖينًا
“Kim kasıtlı veya kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.” (Nisa 112.)
7. Ailede adalet
Ailede adalet birlik ve beraberliğin, sevgi ve saygının yerleşmesinin temel unsurudur.
• Kişi çocukları arasında adil olmalı, kız-erkek çocuk ayrımı yapmamalı
• Başlık parası alıp onunla erkek çocuğunu evlendirmek
• Berdel usulü ile kızının hayatını karartmak
• Torunlar arasında dedeler adaleti kurabilmeli
• Gelinler ve damatlar arasında adaletli davranılmalı
• Gelinler ve kızlar arasında adaletli davranmalı
• Çocuklar Ebeveynleri arasında adil olmalı
• Eşler çoksa aralarında adaletli olunmalı
• Annesi veya babası farklı, üvey olan çocuklar arasında adalet sağlanmalı
Cenab-ı Hak bizlere emanet olarak verilen evlatlarımızı himaye ve korumamızı emrederek şöyle buyurmaktadır:
وَاعْلَمُوا اَنَّمَا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ اَجْرٌ عَظٖيمٌ
“Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah’ın katındadır.”( Enfal 28)
اعْدِلُوا بَيْنَ أَوْلَادِكُمْ اعْدِلُوا بَيْنَ أَبْنَائِكُمْ
Numan ibn Beşir (r.a.) Efendimizin şöyle söylediğini bizlere aktarıyor:
“Erkek ve kız çocuklarınız arasında adaletli olunuz” (Ebû Davud, Büyû 83).
Anne-babalar çocuklarına karşı farklı hisler taşısa da, İslâm onlara karşı muamelelerde adaletli davranmayı emreder.
Peygamberimiz (s.a.v) çocuklar arasında Öpüp sarılmada, sevgiyi dışa vurmada, ihtiyaçlarını görüp gözetmede, hediye vermede, su ikram etmede, ceza verme hususunda, okutma hususunda, çocuklara mal-mülk dağıtımında ve miras hakkında adil olmayı ve adaletle muamele etmeyi bizlere bildiren İslam dini ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)dir.
Çocuklar arasında bir husumetin meydana gelmemesi, akrabalık bağlarının zayıflamaması için ebeveynler adaleti gözetmelidirler.
“Bir adam yetmiş sene iyi insanların yaptığı güzel ve hayırlı işleri yapar. Fakat vasiyetini yaparken adaletten sapıp zulmederse, hayatı işlerinin en kötüsü ile noktalanır ve cehenneme girer. Bir adam da yetmiş sene kötü insan olarak yaşar. Fakat vasiyetini yaparken adaletten ayrılmaz. Hayatı işlerinin en hayırlısı ile noktalanırsa Cennete girer.” (İbn-i Mâce, Ebu Dâvûd, Tirmîzi)
Su ikramında efendimizin adaleti
Hz. Ali (r.a.) şöyle buyurdu: “Resullullah (s.a.v.) bir gün bizi ziyaret etti ve evimizde kaldı. Hasan ve Hüseyin de uyuyorlardı. Hasan su istedi. Resûllah (s.a.v.) suyu bardağa koymak için kalktı Hasan’a vermek için gelince Hüseyin alıp içmek istedi. Fakat Resûllullah (s.a.v.) evvela Hasan’a sonra Hüseyin’e içirdi. Hz. Fatıma (r.a.) Sanki Hasan sana daha çok sevimlidir ya Resûllullah dedi. Resûlullah (s.a.v.) “Hayır, (ikisi de bana sevimlidir) ancak ilk önce Hasan istedi” buyurdu. Sonra eliyle işaret ederek Ben, sen ve bu iki çocuk ile Hz. Ali’yi (r.a)’i işaret ederek) şu uyuyan kıyamette aynı yerdeyiz.” buyurdu.
Hz. Muhammed (s.a.v.) “Allah’a karşı gelmekten sakının, çocuklarınız arasında adil olun.” (Müslim)
Peygamberimiz (s.a.v.) “çocukların anne-baba üzerindeki haklarından birinin onlara eşit davranmak” olduğunu söyler (ibn Hanbel, “Müsned”).
Çocuklar sevilip okşanırken kız ve erkek çocuğu ayırımı yapılmaz, yapılmamalıdır. Çünkü dinimiz erkek çocuklarının kız çocuklarına tercih edilmesini hoş görmez. Enes İbn Malik (ra.) anlatıyor: “Peygamberimizle beraber bulunan bir adamın yanına oğlu geldi. Adam oğlunu öptü ve dizine oturttu. Daha sonra kızı geldi, onu önüne oturttu. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Onlara aynı şekilde davranman gerekmez mi idi?” Buyurarak adamı uyardı. ( Mecmau’z-Zevaid, 8/156 (Hadisi Bezzar rivayet etmiştir.))
Nûman İbnu Bişr anlatıyor:
“Babam bana malından bir şeyler hibe etmişti.
Annem Amra Bintu Ravâha: “Bu hibeye Resûlullahı şâhit kılmazsan kabul etmiyorum.” dedi. Bunun üzerine bana yaptığı hibeye şâhit kılmak için babam, beni de alarak Resûlullaha gitti. Durumu öğrenen Hz. Peygamber (s.a.v.):
“Başka çocukların da var mı?” diye sordu. (Babamın) “Evet!”cevabı üzerine,
“Aynı şekilde bütün çocuklarına hibede bulundun mu?”diye sordu. Babam: “Hayır!” deyince,
“Allah’tan korkun, çocuklarınız hususunda âdil olun!”dedi.
“Çocuklarının sana karşı hürmet ve lütufta adaletli olmaları seni memnun etmez mi?” Nûman: “Evet Ya Resûllallah!” deyince: “Öyleyse başkasını şâhit kıl!” (Riyazüssalihin)
Evlerimizde sıcak ve samimi havanın devam etmesi, ailede yaşayan fertler arasındaki sevgi ve saygının uzun ömürlü olabilmesi ancak ebeveynlerin evlatlarına karşı adaletli olmalarıyla mümkün olacaktır. Şefkatte adalet, merhamette adalet, sevgide ve onun bir gösterimi olan öpücükte bile adalet, kısacası ciğerparemiz olan çocuklarımız ile ilgili tüm iş ve işlemlerimizde adaleti elden bırakmamalıyız.
İslâm âlimleri, “öpücüğe varıncaya kadar” zâhire akseden her husûsta eşitliği şart koşmuşlardır.
“Allah, öpücüğe varıncaya kadar her hususta, çocuklar arasında adaletli davranmanızı sever.”( el-Câmius-Sağîr, II/297)
“Bağışta bulunma konusunda çocuklarınız arasında adil olun” (Buhari, “Hibe”, 12)
Toplumumuzda özellikle kız ve erkek çocukları arasında ayrım yapılmakta, mal paylaşımı ve eğitim imkânlarından kız çocukları mahrum bırakılmaktadır. Oysa Peygamberimiz (a.s.m.) kız çocuğu olup ona hakaret etmeyen ve onu erkek çocuğuna tercih etmeyen kimsenin cennete gireceğini söylemiştir (Ebu Davud, “Edep”, 130).
Farklı da olsalar aralarında eşit muamele sergilemek ebeveynlerin görevidir.
Hz. Yakup peygamber de Oğlu Yusuf’u çok sevmişti. Bu belirgin bir vasıf alınca kardeşlerin kin ve öfkesine neden olmuş, bu sebeple onun kuyuya atmışlardı.
Ölum döşeğindeki Ömer b. Abdülaziz’e halkı şöyle der: “Ey Müminlerin Emiri! Çoluk çocuğunu devlet malından yemelerini yasakladın. Onları hiçbir şeyleri olmayan fakirler olarak terk ettin” denildi. Ömer b. Abdülaziz çoluk çocuğumu yanıma getiriniz” der. Onların hepsini yanına getirdiler. Bunlar on kadar erkektiler. Onları gördüğünde gözleri yasardı. Sonra onlara şöyle der: “Ey oğullarım! Allah’a yemin ederim ki sizin olan bir hakkınızı size vermemezlik yapamadım, insanların mallarını da alıp size veren de olmadım. Siz ancak iki zümreden birisiniz. Ya Salih –ki Allah Salih olanların koruyucusudur- veya Salih olmayanlarsınız. İste ben bunlara –Salih olmayanlara-Allah’a isyan etmede yardımlaşacakları hiçbir şey bırakmıyorum. Haydi, bakayım yanımdan ayrılınız” der.
Birden fazla evlilik yapmış olanlar Eşler arasında adaleti gerçekleştirmek zorundadır
Kardeşler aralarında adaleti esas almalılar
8. İş hayatında ve terazide (Ölçü ve tartıda) yetimlerin malına yaklaşımda adalet
Ebu Said (r.a) anlatıyor: “Bir bedevi Arap peygamber efendimiz(s.a.v)’e geldi, ondaki alacağını istiyordu. Allah Resulüne karşı kaba davrandı, hatta “Derhal borcunu ödeyeceksin” dedi. Ashap adamı azarladı ve “Yazık sana, kiminle konuştuğunu biliyor musun?” dediler. O da “Ben hakkımı istiyorum” karşılığını verdi. Bunun üzerine Efendimiz(s.a.v):-“Hak sahibinin yanında olmalı değil miydiniz” buyurdu. Sonra Kays kızı Havle’ye: “Yanında hurma varsa bize ödünç ver, hurma geldiğinde sana öderiz,” diye haber gönderdi. (Hayatü’s-Sahabe, M.Yusuf Kandahlevi,2/S:146-147)
Ticaret, insanların kazanmak ve menfaat duygularıyla hareket ettiği ve birbirlerine haklarının en çok geçtiği alandır. Ticaret, insanların helâl haram hassasiyetini yitirmeye yüz tuttuğu yerlerden biridir. Bu yüzden Kur’an bu hususta pek çok ayetle bizleri adalet üzere olmaya, alış veriş ahlakına sarılmaya davet ediyor:
وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتٖيمِ اِلَّا بِالَّتٖى هِىَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُ وَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمٖيزَانَ بِالْقِسْطِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى وَبِعَهْدِ اللّٰهِ اَوْفُوا ذٰلِكُمْ وَصّٰیكُمْ بِهٖ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
“Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.” (En’âm 152.)
وَاَوْفُوا الْكَيْلَ اِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقٖيمِ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَاْوٖيلًا
“Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.” (İsrâ 35)
وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمٖيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِى الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَا ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
“Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.” (A’raf 85.)
“Halife Ömer Görmüyorsa da Allah Görüyor! İşinde adaletli ol süte su katmak isteyen kadın ve kızı
“Anneciğim! Halife’nin süte su katmama emrini duymadın mı? Nasıl hile yapabiliriz? Kotu bir is bu” diye konuşur. Annesi fikrinde ısrar eder :“Kızım! Bizim burada süte su koyduğumuzu halife nereden görecek, nereden bilecek ve nasıl işitecek?” der. “Anneciğim! Bu yapılanı bu saatte halife Ömer görmüyorsa da Allah görüyor” diye cevap verir. Hz. Ömer (r.a) imanı bütün bu kızcağızın cevabından pek hoşnut olur. Dürüstlüğüne hayran kalır. Ruhunda taşıdığı bu imanın bir mükâfatı olarak onu oğlu Asım’a nikâhlar.
9. Yönetimde adalet
“Mahkeme kapılarında ot bitmeye ve hapishane kapılarına kilit vurulmaya başlarsa memleket iyi idare ediliyor demektir.”
“Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.” (Hz. Ebû Bekir)
“Adâleti bilmeyen kişi, kurt yavrusunu emziren keçiye benzer.” (Hz. Mevlânâ)
Hangi seviyede olursa olsun yöneticilik insanın omuzlarında ağır bir yüktür.
‏إِنَّ أَحَبَّ النَّاسِ إِلَى اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏ ‏وَأَدْنَاهُمْ ‏ ‏مِنْهُ مَجْلِسًا إِمَامٌ عَادِلٌ وَأَبْغَضَ النَّاسِ إِلَى اللَّهِ وَأَبْعَدَهُمْ مِنْهُ مَجْلِسًا إِمَامٌ ‏ ‏جَائِرٌ
Peygamber (s.a.s.):”Kıyamet gününde insanların Allah’a en sevgili olanı ve Allah’a en yakın bulunanı adil devlet başkanıdır. Kıyamet gününde insanların Allah’a en sevimsizi ve makamca da Allah’tan en uzak bulunanı zalim devlet başkanıdır.” (Tirmizi, Sünen, Ahkam 4 / 1344 c.3 s.617)
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), devlet başkanından evdeki hizmetçiye kadar her seviyedeki yöneticinin idare ettiklerinden mesul olduğunu bildirmiştir.
« كُلُّكُم راعٍ ، وكُلُّكُمْ مسؤولٌ عنْ رعِيتِهِ : الإمامُ راعٍ ومَسْؤُولٌ عَنْ رعِيَّتِهِ ، والرَّجُلُ رَاعٍ في أهلِهِ وَمسؤولٌ عنْ رَعِيَّتِهِ ، وَالمَرأَةُ راعيةٌ في بيتِ زَوجها وَمسؤولةًّ عَنْ رعِيَّتِها ، والخَادِمُ رَاعٍ في مال سَيِّدِهِ وَمَسؤُولٌ عَنْ رَعِيتِهِ ، وكُلُّكُم راع ومسؤُولٌ عَنْ رعِيَّتِهِ » متفقٌ عليه .
İbni Ömer radıyallahu anhümâ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim, dedi:
“Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.” (Riyazüs Salihin hadis no:654)
اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهٖ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَمٖيعًا بَصٖيرًا
“Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” (Nisa 58)
• Torpil
• Liyakatsiz kişileri atama
• Adam kayırma
• Kendine yakın olanlara öncelik tanıma
• Aldığı görevin sorumluluğunu yerine getirmeme
• Haksızlıklar yönetimin bozulmasının emanetin ehil olmayanların elinde bulunmasının sebepleridir
“İltimas ve ihtirasın olduğu yerde adalet olmaz.”
…Müslüman bir yöneticinin en temel görevi, kendini adaletin dağıtıcısı görmek, adalet kaygısıyla hareket etmek, hak sahiplerine haklarını vermek için çalışmak, bir hak gaspı söz konusu ise, onu geri alıp haklıya iade etmektir. Bu sebeple Müslüman yönetici, adaletin mülkün (yönetimin) temeli olduğuna, adaleti sağlayamayan yönetimin zail olacağına ve zulüm ile âbâd olanın âhirinin berbat olacağına inanarak hareket eder… (İslam’da Adalet İlkesi Prof Dr. Muhit Mert, Hitit Üniv. İlahiyat Fak. Öğrt. Üyesi)
« ما مِن عبدٍ يسترعِيهِ اللَّه رعيَّةً ، يَمُوتُ يومَ يَموتُ وهُوَ غَاشٌ لِرَعِيَّتِهِ ، إلاَّ حَرَّمَ اللَّه علَيهِ الجَنَّةَ »
“Cenâb-ı Hakk’ın, yönetici yaptığı bir kimse, yönettiği insanları aldatarak ölürse, Allah Teâlâ ona cennet yüzü göstermez.” (Buhârî, Ahkâm 8, (Riyazüs Salihin, C.4, S.26-27, 655. Hadis)
Ma’kıl İbni Yesâr hazretlerinin bu hadîs-i şerîfi rivayet etmek için seçtiği zaman önem arzetmektedir. Peygamber aleyhisselâm’ın bu değerli sahâbîsi Basra’da ölüm döşeğinde yatarken, Emevîlerin Horasan ve Basra valisi Ubeydullah İbni Ziyâd kendisini ziyarete geldi. Ma’kıl, Kerbelâ fâciasının baş sorumlusunu yanında görünce:
“Sana Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittiğim bir hadisi rivayet edeceğim” dedi ve yıllardır kimseye söylemediği bu hadîs-i şerîfi okudu.
Ubeydullah İbni Ziyâd: “Bunu bana daha önce söylemeli değil miydin?” deyince de: “Hayır, daha önce söyleyemezdim,” dedi.
Ma’kıl İbni Yesâr hazretleri, Ziyâd İbni Ebîh’in bu zâlim oğlunun nasihat kabul etmeyen kötü bir idareci olduğunu biliyordu. Bu sebeple hadisi ona daha önce söylemenin bir faydası olmayacağına inanıyordu.
Adı Müslüman olan zalim idareciler halkı ezebilirler; dünyada onlara her fenalığı yapabilirler; fakat âhirette bu haksızlığın hesabını kolay veremezler. Ya cehennemde cezalarını çekerek veya mahşerde bin bir sıkıntı içinde uzun süre bekleyerek hesap verirler. ((Riyazüs Salihin, C.1, S.27, 655. Hadisin açıklamasından alınmıştır. )
Hz. Ömer Oğlunun Develerinin Diğer Develerden Daha Semiz Olduğunu Görünce
Hz. Ömerin hastalığına şifa olarak bal yemesi gerekir. Halkı toplar. Ey Müminlerin Emiri! Sana Canımızı da Feda Ederiz!
Kudüs fethedilmek üzere Halifeye şehrin anahtarları teslim edilecek
Uzunca bir kuşatmadan sonra Kudüs teslim olmaya karar verir. Şehrin anahtarının bizzat Hz Ömer’e teslim edileceği söylenir. Hz Ömer, yanına kölesini alıp devesi ile yola koyulur. Yolda kölesinin yaya gitmesine gönlü razı olmaz. Belirli sürelerle değişerek binmeyi söyler. Kölesinin karşı çıkmasına karşın dediğini yapar. Tam Kudüs’e girileceği sırada deveye binme sırası köleye gelir. Köle kendi isteğiyle sırasını Hz Ömer’e vermek ister. Ancak kabul etmez. Hz Ömer yaya, köle deve üzerinde şehre girerler. Halk halifeyi yaya, köleyi deve üzerinde görünce ona hayran olur.
10. Hukuk önünde adalet/ akrabalar, sevdiğimiz kimseler imtihanımızdır.
Efendimiz (s.a.s.) bir hadîslerinde “Bir hâkim adaletten ayrılmadığı sürece Allah kendisiyle beraberdir. Adaletten ayrılır da zulmederse Allah onu yalnız bırakır.” (Tirmizî, Ahkâm 4) buyurmuştur.
Kuran’ın emrettiği adalette, akrabalık, zenginlik, fakirlik, soy sop, makam mevki, rütbe ve benzeri farklara itibar yoktur. Herkes yargılamada eşit muamele görür. Hiçbir kimse hiçbir kimseye karşı taşıdığı vasıfla üstünlük sağlayamaz. Hiçbir kimsenin imtiyaz hakkı yoktur. Kuran, herkesi kanun önünde eşit kabul eder.
Herkese karşı adaletli olmalı, Adaletle verilecek hüküm, kişinin en yakınlarına hatta kendisine bile zarar verecek olsa yine de adaletten ayrılmamak gerekir.
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبٖينَ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَقٖيرًا فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰى اَنْ تَعْدِلُوا وَاِنْ تَلْوُا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًا
“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa 135.)
İnsan fıtraten öncelikle kendi canını ve menfaatini sever. Buna rağmen hakkın ikamesi için adaletten ayrılmanın doğru olmayacağına, adaletin önüne hiçbir düşüncenin, menfaatin, sevginin ve kişilik çıkarlarının geçirilmesinin doğru olamayacağına vurgu yapılmıştır.
Efendimize, bir zenginle bir fakir mahkeme için başvurmuşlardı. Efendimizin meyli fakirden yana idi. Zira fakirin zulmedemeyeceği görüşünde idi. Bu yüzden Allah sadece ve sadece hem zengin, hem fakir hakkında Efendimizin adaleti ayakta tutmasını emretti de önceki ayeti indirdi.
‏‏ ‏إِنَّمَا هَلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ أَنَّهُمْ كَانُوا يُقِيمُونَ الْحَدَّ عَلَى ‏ ‏الْوَضِيعِ ‏ ‏وَيَتْرُكُونَ الشَّرِيفَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ أَنَّ ‏ ‏فَاطِمَةَ ‏ ‏فَعَلَتْ ذَلِكَ لَقَطَعْتُ يَدَهَا ‏
“Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah’ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyorlar. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da cezasını verirdim.” (Buhari Hudud 11, Riyazüs Salihin, C.4, S.15, hadis No: 652)
Hadîs-i şerîfin diğer rivayetlerinden öğrendiğimize göre, Kureyş kabilesinin bir kolu olan Mahzûm kabilesinden Fâtıma binti Esved adlı kadının gerdanlık çalması olayı Mekke fethi sırasında cereyan etti. Mahzûmlular bu olayı bir şeref meselesi yaptılar. Kabilelerinden bir kadının hırsızlık dolayısıyla elinin kesilecek olması onların ağırına gitti. Acaba bunun bir af yolu veya diyet ödeyerek kurtulma imkânı yok muydu? Olsa bile böyle bir teklifi Resûlullah’a arz etmeye kim cesaret edebilirdi!
Peygamber Efendimiz’in âzatlı kölesi Zeyd İbni Hârise’nin oğlu Üsâme’yi hatırladılar. Üsâme Resûlullah’ın kucağında büyümüş ve onun derin sevgisini kazanmış biriydi. Resûl-i Ekrem onu kucağına alıp “Allahım ben onu seviyorum, sen de sev onu” diye dua ettiği için kendisine “Resûlullah’ın Sevgilisi” derlerdi. Üsâme’nin bazı konularda şefaatçilik yaptığı, Peygamber aleyhisselâm’ın da onu kırmadığı biliniyordu. Efendimiz’e gitti ve hırsızlık yapan Fâtıma adlı kadının affedilmesini istedi.
Resûlullah Efendimiz Üsâme’nin teklifine pek üzüldü. Mübârek yüzü renkten renge girmeye başladı. İşte o zaman Üsâme yaptığı hatayı anladı ve: “Yâ Resûlallah! Allah’dan beni bağışlamasını dile,” diye yalvardı.
Eli kesilen bu kadının ödünç aldığı bazı eşyaları daha sonra vermemek gibi bir âdeti olduğu söylenmektedir. Çaldığı eşyanın kadifeye sarılı bir gerdanlık olduğu, bu kadifenin Resûlullah’ın evinden çalındığı da rivayet edilmektedir. Hz. Âişe daha sonra bu kadının günahına tövbe edip iyi bir müslüman olduğunu, evlenip yuva kurduğunu, Resûlullah’a bir şey sormaya geldiği zaman ona aracılık ettiğini anlatırdı. (Riyazüs Salihin, C.4, S.15)
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ لِلّٰهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰى اَلَّا تَعْدِلُوا اِعْدِلُوا هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰى وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.” (Mâide 8.)
• İki aile kavga ettiğinde hangisinden taraf olduğumuz?
• Çocuğumuz başka biriyle kavga ettiğinde nasıl davranıyoruz?
• Eşimiz komşu kadınla tartıştığında hep bizim eşimiz mi haklı olur?
• Bizim aşiretten biri kavga ettiğinde hep birlikte sebebini aramaksızın kavgaya girişiyor muyuz?
• Görmediğimiz bir olay karşısında mahkemeye gidip yeminler ederek yaptığını veya yapmadığını savunur muyuz?
Abdullah bin Revâha’nın Yahudilere karşı Adaleti
Hayber zaferinden sonra Peygamber Efendimiz, Abdullah bin Revâha’yı tahsilât için oraya gönderirdi. Abdullah da, alınması gereken hurma miktarını büyük bir titizlikle tahmin edip bunu tahsil ederdi. Hayber arazisini işleyen Yahudiler, Abdullah’ın tahminde gösterdiği titizlikten rahatsız oldular. Hatta bir ara, kadınlarının süs eşyalarından biraz mücevherat topladılar ve:
“–Bunlar senin, taksim esnasında bizim lehimize davran ve bize biraz göz yum!” dediler. Abdullah ise onlara: “–Vallahi birçok menfilikleriniz sebebiyle size duyduğum buğz, size karşı âdil davranmama mâni olamaz. Sizin bana teklif ettiğiniz, rüşvettir. Rüşvet ise haramdır, biz onu yemeyiz!” dedi.
Yahudiler, Abdullah’ı ikna edemeyeceklerini anladılar ve onu takdir edip:
“–İşte bu adâlet ve doğrulukla gökler ve yer nizâm içinde ayakta durur.” dediler. (Muvatta, Müsâkât, 2)
Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.), “Ben ancak bir beşerim. Sizden davalılar bana geldiğinde bazınız delil getirmede diğerinden daha becerikli olabilir. Ben de doğru söylüyor zannıyla onun lehinde hüküm verebilirim. Şu halde sizin ifadenize göre bir kimseye Mü’min kardeşinin hakkını alıp verirsem, onu ister alsın isterse bıraksın bu, cehennemden bir parçadır.” (Buharî, Mezalim 16)
Fatih Sultan Mehmed Han’ın Adalet Anlayışı
Fatih bir cami yaptırıyordu. Caminin mimarı, “İpsilanti Efendi” isimli bir Rum’du. Fatih in emrine karşı geldi. Camide kullanılacak mermer sütunlardan birazını kesti.
Bunu duyan Fatih, çok öfkelendi. Müftüye danışmadan, mimar efendinin elini kestirdi. Bunun üzerine Rum mimar, kadıya gitti. Zamanın İstanbul kadısı Sarı Hızır Çelebi durumu inceledi padişahı çağırdı.
Padişah mahkemeye geldi. Oturmak üzereyken, kadı şöyle gürledi: “Hasmınla müraafa i şeri olunacaksın (yüzleştirileceksin), ayağa kalk!”
İstanbul’la birlikte nice ülkeler, krallıklar feth eden padişah, ayağa kalktı. İpsilanti Efendiyle yüzleştirildi. Mimar İpsilanti Efendi şikâyetçiydi. Fatih ise mimarın elini kestirdiğini kabul ediyordu. Şahitler dinlendikten sonra Kadı Hızır Çelebi, kararını bildirdi: “Mimarın elini kestirenin eli kesilecektir. Kısasa kısas yapılacaktır.”
Fatih sessizdi. Mimar ipsilanti efendi ise ağlıyordu. Yere diz çöktü: “Davamdan vazgeçtim!”dedi. “Bu adalet karşısında Müslüman oldum. Padişahın eli kesilmesin. Bu cihangire kıyılmasın…”
Kadı, bunun üzerine, kararını değiştirdi. Padişah, Mimar İpsilanti Efendi ve ailesini geçindirecekti. İyi bir ev verecek, masraflarını kendi kesesinden karşılayacaktı. İş böylece tatlıya bağlanmış oluyordu. Herkes mahkeme salonunu terk etti. Kadı ile padişah yalnız kaldılar. O zaman Sultan Mehmed, kılıcını göstererek şöyle dedi: “Eğer benim padişahlığımdan korkup iltimas geçseydin, haksız bir karar verseydin, billahi şu kılıçla başını uçururdum!”
Kadı Hızır Çelebi oturduğu minderi kaldırdı. Altında demir bir topuz vardı. Padişaha gösterdi: “Hünkârım, sende padişahlığından gururlanıp şeriat mahkemesine saygısızlık etseydin, kararı dinlemeseydin, billahi şu topuzla başını ezecektim!”
Fatih’in adalet anlayışı ve o zamanın hâkimlerinin adaleti işte böyleydi. Bir Rum mimar ile cihangir bir padişahı ayırt etmiyordu… Ve Osmanlı Devleti, kılıçla kalemin gölgesinde yükseldikçe yükseliyor, büyüdükçe büyüyordu…
11. Allah adil olanları sever ve kıyamet gününde mükâfatlandırır
وَاِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ اقْتَتَلُوا فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا فَاِنْ بَغَتْ اِحْدٰیهُمَا عَلَى الْاُخْرٰى فَقَاتِلُوا الَّتٖى تَبْغٖى حَتّٰى تَفٖیءَ اِلٰى اَمْرِ اللّٰهِ فَاِنْ فَاءَتْ فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَاَقْسِطُوا اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطٖينَ
“Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.” (Hucurât 9)
قُلْ اَمَرَ رَبّٖى بِالْقِسْطِ
“De ki: Rabbim adaleti emretti…” (A’raf 29.)
Her daim adaleti hak ile yerine getiren bir topluluk olacaktır
وَمِمَّنْ خَلَقْنَا اُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهٖ يَعْدِلُونَ
“Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir millet bulunur.” (A’raf 181)
وَاِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطٖينَ
“Ve eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hükmet. Allah âdil olanları sever.” (Mâide 42.)
Bizans elçisi Medine’ye geldiğinde devlet başkanı Ömer’i sorar. Ona bir ağaç altında uyuyor dediklerinde hayret etti. Yanına gidip baktı ki hiç muhafız yok. Tek başına yatıyor. Hâlbuki kendi kralları muhafızları olmadan tuvalet ihtiyaçlarına dahi gidemezlerdi. Bu yapayalnız halifeyi görünce kendi kendine şöyle söylendi: “kimseden korkun yok. Çünkü sen adilsin. Ama bizim kayserimiz böyle değil. O zalimdir. Can yakıyor. Onun için de daima korkuyor.”
Adaletli davranmak sadaka olarak kabul edilmiştir.
« كُلُّ سُلاَمَى مِنَ النَّاسِ علَيْهِ صدَقةٌ كُلَّ يَوْمٍ تَطْلُعُ فيه الشَّمْسُ : تعدِلُ بيْن الاثْنَيْنِ صدَقَةٌ … » متفق عليه .
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İnsanların her bir eklemi için her gün bir sadaka gerekir. İki kişi arasında adâletle hükmetmen sadakadır…” (Riyazüs Salihin, C.1, S.454, 123. Hadis, Buhârî, Sulh 11, Cihâd 72, 128; Müslim, Zekât 56)
Endülüs İslam Üniversitesinin kapısında asılı olan, altın işlemeyle yazılmış levhadaki Halifelerden Hz. Ali (r.a.)’a ait olan yazı, bizlere aslında çok şeyler anlatmaktadır:
إِنَّ ‏ ‏الْمُقْسِطِينَ ‏ ‏عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى عَلَى مَنَابِرَ مِنْ نُورٍ عَن يَمِينِ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَعْدِلُونَ فِي حُكْمِهِمْ وَأَهْلِيهِمْ وَمَا وَلُوا ‏ ‏
Abdullah bin amr bin as (R.a.) hz. Peygamberden rivayetle: “Peygamberimiz (s.a.)’in hadislerinde “Hükmünde, ailesine karşı ve velayeti altında olanlar hakkında adil davrananlar, kıyamet gününde nurdan minberler üzerindedirler” (Müslim, Sahih, İmaret 5 (1827))
Kıyamet günü kurulacak mahkeme-i Kübra da Adil olanlar kazanacağı, zalimlerin kaybedeceği en büyük adalet gerçekleşecektir.
« سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّه في ظِلِّهِ يومَ لا ظِلَّ إلاَّ ظِلُّهُ : إمَامٌ عادِلٌ …
İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Yedi kimseyi Allah Teâlâ kendi gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde, gölgesinde barındıracaktır. Bunlar: Adaletli devlet reisi…” (Riyazüs Salihin Hadis no: 660)
12. Adaleti Engelleyen Durumlar
 İman zafiyeti
 Aşırı sevgi duymak
 Dünyalık çıkar, istek ve arzular
 Rüşvet ve adam kayırma
 Makam ve mevki hırsı
 Cinsiyet ayrımı
 İffetsizlik
 Enaniyet ve kibir
 Haset
 Din, dil, ırk ayrımı

13. Adaletsizlik felaketlere yol açar
Kanuni Sultan Süleyman: “Kılıcın yapamadığını adalet yapar.”
وَلَا حَكَمَ قَوْمٌ بِغَيْرِ الْحَقِّ إِلَّا فَشَا فِيهِمْ الدَّمُ
İbn-i Abbas (R.a.)dan rivayetle: “Bir kavmin (devlet, mahkeme, aile ve fertleri arasında) hak ve adaletten uzak hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan dökümü yaygınlaşır”. ( (Muvatta, Cihad 26 (2, 460))
Adaletin bir ciheti de mazlumların intikamını zalimlerden almaktır. Adaletin bu manasıyla da tarih sayfaları zalimlerin feci akıbetleriyle doludur.
Firavunlar, Nemrutlar, Karunlar gibi nice zalimlere Adil ismi ile semavi tokatlar vurulmuş ve mazlumların hakları onlardan alınmıştır.
Bir gün gelecek, zalim zulmünün cezasını, mazlum da zilletinin mükâfatını görecek. Hatta boynuzsuz koyun dahi boynuzlu koyundan hakkını alacak.
‏‏ وَاِذَا دُعُوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اِذَا فَرٖيقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ
وَاِنْ يَكُنْ لَهُمُ الْحَقُّ يَاْتُوا اِلَيْهِ مُذْعِنٖينَ
اَفٖى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَمِ ارْتَابُوا اَمْ يَخَافُونَ اَنْ يَحٖيفَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُ بَلْ اُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنٖينَ اِذَا دُعُوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Peygamber’e çağırıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler. Ama, eğer (Allah ve Resûlünün hükmettiği) hak kendi lehlerine ise, ona boyun eğip gelirler. Kalplerinde bir hastalık mı var; yoksa şüphe içinde midirler, yahut Allah ve Resûlünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zalimler kendileridir! Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resûlüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak «İşittik ve itaat ettik» demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.” (Nur 47-51)
يَا دَاوُدُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلٖيفَةً فِى الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ اِنَّ الَّذٖينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ
“Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.” (SÂD 26.)
Bir Tutam Sakal
Köylü dayının biri vergi memurlarını valiye şikâyete gitmiş:
“Vali bey demiş, senin memurların benim yirmi çuval çıkacak buğdayımı, yüz çuval diye yazıp getirdiler.”
Vali hemen köylüye: “Bir kalbur sakalınla yalan söyleme. Memurlar bu kadar büyük hata yapmazlar” deyince, köylü büsbütün kükremiş:
“Yaparlar vali bey yaparlar. Siz onların amiri olduğunuz halde, benim ancak bir tutam gelecek olan sakalıma on kilo derseniz, memurların bundan fazlasını bile yaparlar” diye cevap vermiş.
14. Adaleti gerçekleştirmek için neler yapılmalıdır?
 Allah’a tam bir iman
 Kitaba bağlılık ve amel
 Hz. Peygamberin hayat ölçülerine uymak
 Ahiret gününe inanmak
 Bir gün her şeyin hesabının sorulacağını unutmamak
 Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamak
 İhsan şuuruyla hareket etmek
 Her an 24 saat iki kamera ile izlendiğinin bilinciyle yaşamak

15. Sonuç
“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emniyette olduğu kişidir”, “İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir”, “Müslüman güvenilir ve adildir” ilahi prensiplerini bir tarafa koyduk.
Günümüz toplumu birbirine karşı güven duygusunu kaybetme noktasına gelmiş, aile bireyleri birbirlerini menfaat aracı görür olmuş, akrabalar birbirinin kuyusunu kazar hale gelmiş, toplumu oluşturan bireyler yönetenlerine karşı güvenmez olmuş, iş ve işçi alımlarında maalesef torpilin başköşede olduğu kanaati hâsıl olmuş, ahiret inancı zedelenmiş bir Müslüman toplumu haline dönüştük.
Etrafımıza baktığımızda “Nemelazımcılık” olgusunun İslam toplum ve bireylerinin hastalığı haline dönüştüğünü görmek bizleri üzmeli ve derin duygu ve düşüncelere sevk etmelidir.
Oysa Toplum sevgiyle kaynaşır adaletle ayakta durur. Kuranın emir ve yasakları çerçevesinde Herkesi kucaklayan bir adalet uygulaması, fertlerin birbiriyle kaynaşmasına vesile olur. Güven ve adalet duygusunu yitiren toplumlarda fitne, kaos ve kargaşalar baş gösterir. Korku hâkim olur. Haksızlık ve adaletsizlik ise huzursuzluğa yol açar. Çünkü hiçbir kimse bir başkası tarafından hakkının çiğnenmesinden hoşlanmaz.
Hz. Mevlânâ’nın adâlet ve zulüm hakkında dediği gibi:

“Adâlet nedir? Meyve ağaçlarını sulamaktır. Zulüm nedir? Dikenleri sulamaktır.”

Bu çalışma İdris YAVUZYİĞİT tarafından “Hadislerle İslam” DİB Yayınları, 4. Cilt; “Hasenat Kuran Araştırma Programı 5”; “Riyâzü’s-Sâlihîn” (8 cilt); “EtTerğib vet Terhib” (Huzur Yayınevi); “İslam’da Adalet İlkesi” Prof Dr. Muhit Mert; “Güzel Vaaz Ve Sohbetler” Ragıp Güzel; “Adalet” Tahir Tural…’ın eserlerinden istifade edilerek hazırlanmıştır. Ölenleri rahmetle anıyor yaşayanlara sıhhat ve afiyetler diliyorum.

 

Written by İdris YAVUZYİĞİT

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.