Yaratılış Gayemiz

YARATILIŞ GAYEMİZ VE HEDEFİMİZ
Yaşlı nene bir gün torunlarını etrafına toplamış ve onlara nasihat ediyormuş: “Yavrum! Öyle bir hayat yaşayın ki, Allah’ın sizi yarattığına değsin!” “Benim güzel evlatlarım! Allah sevgisiyle başlayıp, iman şerefiyle biten bir hayat, en mutlu hayattır.”
Yaratılan ve evrende bir yer işgal eden her varlığın mutlaka bir amacı vardır. Allah Teâlâ, kâinattaki bütün varlıkları bir hikmet ve nizam ile yaratmıştır. Güneşin, ayın, yıldızların, soluduğumuz havanın, bulutların, yağmur ve kar tanelerinin, dağların, taşların, hayvanların, bitkilerin, insanların… Velhasıl her şeyin bir hikmeti, yaratılış amacı ve gerçeği vardır.
Etrafımıza baktığımızda her şeyin bir maksadı gerçekleştirdiğini aklıselim olan her insan müşahede etmektedir. Amaç ve gayesi olmayan hiçbir şeyi yüce yaratanımız var etmemiştir.
• Evimizde bulunan Eşyaların bir gayesi vardır. Buzdolabını düşünün, çamaşır makinesini, elektrik süpürgesini, halıları, tabak çanağı düşünün. Her birinin evde bir bulunuş amacı vardır.
• Hayvanların bir yaratılış gayesi vardır. İneği düşünelim. Süt verir, etinden, derisinden vs. yararlanılır. Bu onun yaratılış gerçeğidir. Biz her türlü teknolojik imkâna sahip olmamıza rağmen bir ineğin ürettiği safiyette süt üretebilir miyiz?
• Bal arısını düşünelim. Her gün sofralarımızı bereketlendiren bal, binlerce çiçekten elde edilen polenlerle arılar tarafından işlenerek en güzel haliyle bizlere sunulmaktadır. İnsan çiçekler olmasına rağmen arının ürettiği kalitede ve güzellikte bal üretebilir mi?
• Bitkilerin bir yaratılış gayesi vardır. Domatesi düşünelim. Allah en güzel tat ve renkte yaratmıştır. Bir tohumdur, tohum toprağa düşer, gerekli şartlar oluşunca filizlenir, mevsimi gelince en güzel ürünlerini Mevla’nın izni ile bize ikram eder.
Bütün varlıkların bir görevi var. İnekler süt veriyor, arı bal yapıyor, tavuk yumurtluyor, balık bize et yetiştiriyor. Hatta lüzumsuz sandığımız bazı varlıklar bile hizmet ediyor. Yılanın zehrinden ilâç yapılıyor, karıncalar çıkardıkları gazla güneşin zararlı ışınlarını süzen ozon tabakasını güçlendiriyor, solucanlar fosforla toprağı besliyor.
Gereksiz, hikmetsiz, boş ve zararlı hiçbir varlık yok. Bunların hepsi insanın hizmetine sunulmuş, istifadesine verilmiştir. Ayetler bunu bizlere en güzel şekilde açıklamaktadır:
“Onlar, üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz, onun hiç bir çatlağı yoktur. Yeri de nasıl uzatmış, üzerine sabit dağlar oturtmuşuz. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik. Bunlar, Allah’a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek içindir.” (Kaf50/6-8)
5 milyar yıl önce yaratılan dünya, şekilden şekle, halden hale girmek suretiyle Allah’ın takdirine göre varoluşunu devam ettirmiş ve bu günkü halini almıştır.
Dünya, kendisine emanet edilecek varlık için gelinlik kızların çeyizlerini ilmek ilmek işledikleri gibi sanatkârının elinde şekillenmiş; dağları, taşları, toprakları, denizleri ve gölleri var etmiş. Toprağın, iklim şartlarının ve coğrafi konumun elverişliliğine göre orada yaşayabilecek uygun bitki örtüsünü ve milyonlarca farklı bitki çeşidi sunmuş bizlere yüce yaratıcımız. Sonra milyonlarca çeşit hayvan yaratılmış, hepsi birbirinden farklı renk, cüsse ve özellikte.
“O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı.” (Bakara 29) “Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız…” (Nahl 18)
Ve nihayet en sonunda, Allah adına, yeryüzünü imar ve inşa edecek, toprağı işleyecek, kâinatın en şerefli misafiri olan insan yaratılmıştır.
Dünya hayatında insanın elde edebileceği en büyük nimet, Allah’ı tanıması ve O’na kullukta bulunmaktan zevk duymasıdır.
Allah’ın kıymet verdiği insanı gelin hep birlikte yaratanın ayetlerinden okuyalım.
İnsan, Allah’ın en güzel şekilde yarattığı ve bütün organlarını tastamam yaptığı (Tîn 1-8), Ruhundan üfleyerek şereflendirdiği (Secde 9 / Sâd 72), tertemiz rızıklar verdiği (Mü’min 64), Yaratılmışlara üstün kıldığı ve şan şeref sahibi yaptığı (İsrâ 70), Yaratılan her şeyi istifadesine sunduğu (Lokman 20), Akıl, irade ve özgürlük verdiği (Bakara 269) varlıktır.
İnsan, Allah’ın Vahiy, peygamberler ve kitaplar göndermek suretiyle doğru yolu gösterdiği (A’raf 158. / İsrâ 97. / Nûr 54. / Şuara 78 / En’âm 153), İradeli ve bilinçli olarak iman ve ibadet etmesini istediği (Zâriyât 6.), İyilik yapanları mükâfatlandırıp kötülük yapanları cezalandıracağı ve Sorumlu kıldığı (Zilzâl 7-8), Bilmediği şeyleri kendisine öğrettiği, Allah’ın tertemiz fıtrat üzere yarattığı ve değiştirilmesini arzulamadığı ve Şah damarından daha yakın olduğunu bildirdiği varlıktır. Bu kadar değer verilen insan, kendini bu değere layık görmeli ve bu değerin kıymetini bilerek hareket etmelidir.
Biz kimiz? Nereden geldik? Nereye gideceğiz? Allah niçin bu kadar nimeti bizlere ikram etmiş ve istifademize sunmuş? İnsanın yaratılış gayesi nedir? Sorularını kendimize sorduğumuzda Kur’an-ı kerim bunun en güzel cevabını bizlere vermektedir:
“İnsan başıboş olarak bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet 75/36) “Bizim sizi, boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn: 115)
Peki başıboş değilsek, Rabbimiz bizi niçin yarattı?
En basit varlıktan en yüksek varlıklara kadar her şeyin yaratılışında ve hareketinde bu kadar gayeler olur da varlıkların sultanı ve ahsen-i takvim olan insanın yaratılışının bir gayesi olmaz mı? Eti yenmez, sütü içilmez, derisi kullanılamaz insan, neden yaratılmış?
İnsanın yaratılış amacı ayet-i kerime ile sabittir.
“Ben cinleri ve insanları, ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum. Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi ancak Allah’tır.” (Zariyat: 56-58) “Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” (Maide/3)
Öyleyse İnsan:
• Allah (c.c.)’ı tanıyacak,
• Şüphesiz bir imanla kalbi bağlılık sağlayacak,
• Sadece Allah’a (c.c.) ibadet edecek,
• Kur’an î ahlak ilkeleriyle örülü bir hayat yaşayacak
• Sorumluluk bilinci ile hareket edecek,
• Erdemli bir insan olarak yaşayacak ve
• Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yolunu takip edecektir.
“De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir” (En-am/162)
Allah (c.c), insanoğlunu yalnız kendisine kulluk etmeleri için yaratmıştır. Kim Allah’a (c.c.) itaat ederse, mükâfatını eksiksiz olarak Allah’tan (c.c.) alır. Kim de Allah’a (c.c.) karşı gelirse, Allah (c.c.) kendisini en ağır şekilde cezalandırır. Allah (c.c.) hiçbir varlığa muhtaç değildir. Fakat bütün varlıklar her hal üzere O’na muhtaçtır. Çünkü O, varlıkları yaratan ve onlara rızık verendir.
Selam ve dua ile Allah’a emanet.
İdris YAVUZYİĞİT
Şavşat İlçe Müftüsü

 

Written by İdris YAVUZYİĞİT

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.