AKRABALIK İLİŞKİLERİNİN ÖNEMİ SILA-İ RAHİM

Sıla bağ demek, Rahim ise anne rahminden gelen bir kelime. “Doğum yoluyla insanların bir zincirle birbirlerine bağlanması yani akraba olması” demek olan Sıla-i Rahim ifadesi hem ayeti kerimelerde hem de hadisi şeriflerde yerini bulan ve akrabalar arası ilişkiyi sürdürmek anlamına gelen ve bizzat cenabı Hakkın ve Efendimizin insanlığın üzerine daimî bir şekilde vazife olarak öngördüğü bir ilişki çeşididir.

Sıla-i rahim terim olarak İnsanın kendi iradesiyle seçimde bulunamadığı Kan, Evlilik ya da süt yoluyla oluşabilen akrabalık bağlarını yaşatma, akrabalarla ilişkiyi sürdürme, haklarını gözetme, onlara ilgi gösterme, iyilik ve yardımda bulunma, ziyaret etme, İnsanın akrabalarıyla arasının iyi olması; İnsanın akrabalık bağlarını tamamen kesip kopartarak ilişkiyi ortadan kaldırmaması, akraba ile sorun yaşasa bile o problem çözülene kadar akrabasından kesin ve nefret dolu bir şekilde ayrılmaması” şeklinde ifade edilebilir.

Rahim kelimesi Allah’ın Rahman isminden alınmıştır. Bu konuda ki kudsî hadiste “Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: “Ben Allah’ım. Ben Rahman’ım, rahmi (akrabalığı) ben yarattım, kendi ismimden bir isim ona verdim. Artık kim yakınlarıyla ilgi kurup akrabalığın hakkını yerine getirirse ona lütuflarda bulunurum, kim de akraba ile ilişkisini keserse (ilgisiz kalırsa), ben de ondan rahmetimi keserim.” (Tirmizî, Kitabu’l-Birr ve’s-Sıla, 9)

Sıla-i Rahim/Akrabalık ilişkilerinde usül en yakından uzağa bir yol izlemeyi gerektirir. Bu sıralama da Anne-Baba, Dede-Nine, Çocuklar, Kardeşler, Babanın Kardeşleri, Annenin Kardeşleri… Sıralamada, ihtiyacı görmede, ihsan ve yardımda, ilişkide öncelik ve hak bu şekilde gerçekleşir. Dinimiz beşeri saadetin vazgeçilmez şartlarından olan sıla-i rahmin terkini büyük günahlardan saymıştır.

  • Sıla-i rahim, Müminin en önemli özelliklerinden biridir.
  • Sıla-i Rahim, İnsan hayatını kuşatan ibadetlerden birisidir.
  • Sıla-i rahim, Kur’an’ın en temel emirlerinden bir tanesi olarak Rahman’dan bir bağdır.
  • Sıla-i rahim, Ömrün ve rızkın bereketlenmesinin en önemli vesilelerinden biridir.
  • Sıla-i rahim, Korunduğunda sahibini cennete taşıyacak bir buraktır.
  • Sıla-i rahim, Koparıldığında; toplumu rahmetten mahrum bırakan bir yıkımdır.
  • Sıla-i rahim, İnşa edildiğinde; karşılığı dünyada verilmeye başlanan bir nimettir.
  • Sıla-i rahim akrabanın gönlünü hoş tutmak ve senden yana hoşnutluk duymalarıdır.
  • Sıla-i rahim, zengin-fakir ayrımı gözetmeksizin akrabalarla güçlü bağlar kurmaktır.
  • Sıla-i rahim, herkes için Allah’ın rızası gözetilerek yerine getirilmesi gereken bireysel bir ibadettir, adet yada bir kültür değildir.
  • Sıla-i rahim, hiçbir milletin, hiçbir medeniyetin, hiçbir kültürün yeryüzünde canlandıramadığı ancak Ümmeti Muhammed’in ve bu medeniyetin oluşturarak insanlığa getirdiği en büyük değerlerden birisidir.

Bugün yeryüzünde teknolojinin bütün imkanına, iletişim yollarının olağan üstü olmasına rağmen akrabalık ilişkileri kopabiliyorsa bir kez daha derin derin düşünmeye ihtiyaç var demektir.

Akrabalık ilişkileri, dallı budaklı, meyveli bir ağaca ya da bir elektrik ağına benzetilebilir. İlişkilerin sağlam tutulması elektriğin sürekli olmasını sağlayacaktır.

Unutmayalım ki sıla-i rahim, insanları boncuk taneleri gibi bir araya getiren ipliğe benzer. Bu bağı koparmak hoş görülmediği gibi, güçlendirmek gerektiğini ayet ve hadislerde görüyoruz.

وَأُوْلُواْ الأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللّهِ

 “…Birbirinin mirasçısı olan akraba (rahim sahipleri), Allah’ın Kitab’ına göre birbirine daha yakındırlar” (Enfal, 8/75; Ahzab, 33/6) ayeti yaratılış gereği akraba olanların, yakınlık dere-celerine göre birbirlerine diğer insanlardan daha çok ilgi duyacaklarını, birbirlerini daha çok koruyacaklarını bildirmektedir.

Sıla-i Rahim,

  • Yakınlara karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olmak, selâmlaşmak,
  • Hâl hatır sormak, ziyaret etmek, mektuplaşmak,
  • Elden geldiği kadar onların sevinçlerine ve hüzünlerine ortak olmak,
  • Üzüntüsünde teselli ve tâziyede bulunmak,
  • Hediyeleşmek, bir meselesi varsa ilgilenmek,
  • İkramda bulunmak ve gerektiğinde maddî destek sağlamak
  • İyilik Etmek, Hakkını Vermek, Manevi Yardımda bulunmak, Yol Göstermek, Sevmek, Kötülüklerine Karşı Sabır ve iyilikle muamele, İlgi Ve Alaka Göstermek, İlişkileri Sürdürmek, Affedici Olmak… gibi çok kapsamlı ifade edilebilecek bir kavramdır.

“Sıla-i rahim sana gelene senin de gitmen değildir, asıl sıla-i rahim sana gelmeyene gitmendir.” (Hadis-i Şerif – Buhârî)

فَاٰتِ ذَاالْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِۘ ذٰلِكَ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ وَجْهَ اللّٰه ۬وَاُوۨلٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

O halde sen, akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah’ın rızasını isteyenler için bu, en iyisidir. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”(Rum Sûresi, 38)

يَسْئَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَۘ قُلْ مَٓااَنْفَقْتُمْ مِنْ خَيْرٍ فَلِلْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَ وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ السَّب۪يلِۘ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ

Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir.” (Bakara Sûresi, 215)

İslam dini biz Müslümanları, yakınlarımıza bakmakla mükellef kılar. Eğer, bir kimse yaşlanacak olur da eli ayağı tutmaz hale gelirse, ona yakınları bakmak zorundadır.

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

Bilindiği gibi insana en yakın olanlar; anne, baba, dede-nine, kardeşler, torunlar, amcalar, halalar, teyzeler ve diğer yakınlardır. Bunlar bir ağacın kökleri, gövdesi ve dalları mesabesindedirler. Ağacın gövdesi, dalları ve kökleri arasındaki ilişki neyse akraba arasındaki ilişki de odur.

Nice yalnız anne-babalar, bir dost ve evlat yolu gözlemektedirler. Kendilerinin halini soracak, bir nebze olsun dertlerini paylaşacak çocuklar, akrabalar, dostlar zaman zaman ne kadar da aranır.

Akrabalar bize iyi davranmasa da biz, bize düşeni yapmak zorundayız.

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre bir adam Peygamberimize sordu:

يَا رَسُولَ اللهِ، إِنَّ لِي قَرَابَةً أَصِلُهُمْ وَيَقْطَعُونِي، وَأُحْسِنُ إِلَيْهِمْ وَيُسِيئُونَ إِلَيَّ، وَأَحْلُمُ عَنْهُمْ وَيَجْهَلُونَ عَلَيَّ.

Yâ Resûlallah! Benim akrabam var. Ben kendilerini ziyaret ediyorum, onlar bana gelip gitmiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlar bana kaba davranıyorlar, dedi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

قَالَ: ” لَئِنْ كُنْتَ كَمَا تَقُولُ، فَكَأَنَّمَا تُسِفُّهُمْ الْمَلَّ، وَلَا يَزَالُ مَعَكَ مِنَ اللهِ ظَهِيرٌ عَلَيْهِمْ، مَا دُمْتَ عَلَى ذَلِكَ “

“- Eğer dediğin gibi isen, akrabana sıcak kül yediriyor gibisin. Şayet bu şekilde davranmaya devam edersen, onlara karşı senin yanında Allah Teâlâ’nın görevlendireceği bir yardımcı dâimâ bulunacaktır.” (Müslim, Birr, 6, 22)

Rasulullah buyurdu ki: 

” لَيْسَ الْوَاصِلُ بِالْمُكَافِئِ، وَلَكِنَّ الْوَاصِلَ مَنْ إِذَا قُطِعَتْ رَحِمُهُ وَصَلَهَا “

“Akrabadan gelen iyiliğe misliyle karşılık veren kimse tam manasıyla akrabasına sıla etmiş değildir. Gerçek sıla, kendisiyle ilgiyi kesenleri görüp gözetmektir” (Buhârî, Edep, 15)

“Senden kopandan sen kopma, sana kötülük yapana sen iyilik yap, aleyhine bile olsa hakkı söyle.”

اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَاْتُمْ فَلَهَا

«Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz.» ( 17/İsra 7 )

Unutmayalım ki kızı Hz. Aişe’ye İftira atılan İfk hadisesi sonrası Hz. Ebu Bekir (r.a.) yakınlarından bazı kimselere vermekte olduğu sadakaları vermeyeceğine dair yemin etmiş ve bu hususun yanlışlığı hususunda ayeti celile ile uyarılmıştır.

 (٢٢) وَلَا يَأْتَلِ اُو۬لُوا الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ اَنْ يُؤْتُٓوا اُو۬لِي الْقُرْبٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَالْمُهَاجِر۪ينَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۖ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُواۜ اَلَا تُحِبُّونَ اَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

“İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”  (Nûr; 22)

Komşusundan rahatsızlık duyan Birisi Sahabe-i Kiram’ın büyüklerinden İbn Mesud r.a.’a giderek der ki: “Bir komşum var, devamlı bana zahmet verir, kötü söyler ve durmadan eziyet eder”.

İbn Mesud o adama cevaben der ki: “Sen işine bak. O sana karşı kötü davranarak Allah’a isyan etmişse de, sen ona iyi davranarak Allah’a ibadet et!” ( Gazalî, İhya, Cilt II, s. 536)

Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a.)’ın naklettiği rivayete göre Bir sahâbî, Peygamberimize gelerek şöyle dedi:

دُلَّنِي عَلَى عَمِلٍ يُدْنِينِي مِنَ الْجَنَّةِ وَيُبَاعِدُنِي مِنَ النَّارِ،

Ey Allah’ın Resûlü! Beni cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak bir ameli haber verir misiniz?

Peygamberimiz şöyle buyurdu:

«تَعْبُدُ اللهَ وَلَا تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلَاةَ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ، وَتَصِلُ الرَّحِمَ»

 “Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaz, namazı doğru kılar, zekatı verir, yakınlarını ziyaret edersin.”

Adam uzaklaşınca Peygamber(s.a.s):

«إِنْ تَمَسَّكَ بِمَا أُمِرَ بِهِ دَخَلَ الْجَنَّةَ» “Emr olunduğu şeyleri yaparsa cennete girer” buyurdu. (Müslim, İman, 4)

“Kim bir günah işlemek üzere yemin ederse onun edilmiş bir yemini yoktur. Sıla-i rahmi kesmek üzere yemin edenin de edilmiş bir yemini yoktur.” (Tirmizi, talak 6; İbn Mace, talak 17; Ahmed b. Hanbel II, 190; Darekutni, Sünen, IV, 15.)

Kısaca Akrabalarımızla İlişkilerimizi Neden Kesmemeliyiz?

  • Allah Emri Ve Rahmetinin Kapısı Kıldığı için

“Rahim (akrabalık), Allah’ın rahmetinin eserlerindendir. Kim bu bağı korursa, Allah ona merhamet eder. Kim onu koparırsa, Allah da ondan ihsan ve rahmetini keser.”   

  • İmanın Gereği olduğu için

وَمَنْ كانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ والْيوم الآخِر ، فَلْيصلْ رَحِمَهُ

“…Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse akrabasına iyilik etsin…” (Riyazü’s Salihin Hadis No: 316)

  • Amellerin faziletlilerinden birisi olduğu için

Ebu Ya’la (r.a) şöyle anlatır: “Has’am kabilesinden bir kişi Nebi’nin (s.a.v) yanına geldi. Dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü! Hangi ameller Allah katında daha sevimlidir?” “Allah’a iman etmek.” “Ey Allah’ın Resulü! Sonra hangisi?”  “Akrabalık bağını gözetmek.”

“Allah’ın en çok nefret ettiği ameller hangisidir, Ey Allah’ın Resulü?”  “Allah’a sirk koşmak.” “Sonra hangisi Ey Allah’ın Resulü?” “Akrabalık bağını kesmek.” “Sonra hangisi Ey Allah’ın Resulü?” “Kötülüğü emretmek ve iyiliğe engel olmak.”

  • Müminin bir özelliği olduğu için

Hz. Peygamber, kendisine sorulan ‘iyi insan kimdir’ sorusuna verdiği cevaplarda, iyi insanların özelliklerini sayarken, her defasında “akrabasına en çok ilgi göstereni” de zikreder. (İbn Hanbel, Vl, 68,431, 432.).

  • Rızkın Genişlemesi, Ömrün Uzaması

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Rasulullah buyurdu ki:

«مَنْ سَرَّهُ أَنْ يُبْسَطَ لَهُ فِي رِزْقِهِ، وَأَنْ يُنْسَأَ لَهُ فِي أَثَرِهِ، فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ»

 “Rızkının geniş ömrünün uzun olmasını arzu eden (akrabalarını ziyaret etsin) onlarla olan bağlantısını devam ettirsin.”  (Buhari, Edeb 12. VII, 72.)

صِلَةُ الْقَرَابَةِ مَثْرَاةٌ فِي الْمَالِ مُحَبَّةٌ فِي اَهْلِ مَنْسَأَةٌ فِي اَجَلِ

Akrabalık haklarını yerine getirebilecek kadar soyunuzu öğrenmeye çalışınız. Çünkü akrabalarla iyi ilişkiler, yakınlar arasında sevgiye, malın artmasına ve ömrün uzamasına sebeptir.” (Timizi Birr: 49; Müsned, 2:374)

  • Münafıklık Alametinden Uzak Kalmak için

فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ اَنْ تُفْسِدُوا فِى الْاَرْضِ وَتُقَطِّعُوا اَرْحَامَكُمْ

47.23*************اُولٰئِكَ الَّذٖينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمٰى اَبْصَارَهُمْ

“(Ey münafıklar !) Siz iş başına geçecek olursanız, yeryüzünde fesat çıkarır, akrabalarla ilginizi kesersiniz, değil mi? İşte Allah’ın lânete uğrattığı, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimseler bunlardır.” (Muhammed 47/22, 23, bakınız Ra’d, 13/25, Bakara, 2/27)

  • Cehennemden Uzak Olup Cennete Girmek için

Rasulullah: ” لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَاطِعٌ ” “Akrabasıyla ilişkiyi kesen (cezasını çekmeden veya affedilmeden) Cennet’e giremez” buyurmuştur. (Buhari, Edeb, 11; Müslim, Birr, 19)

  • Allah’ın İhsan Ve Rahmetine Kavuşmak için

الرَّحمُ مَعَلَّقَةٌ بِالعَرْشِ تَقُولُ : مَنْ وصلني وَصَلَهُ اللَّه ، وَمَن قَطَعَني ، قَطَعَهُ اللَّه

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor ki “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

“Akrabalık bağı Arş-ı âlâ’ya tutunarak şöyle demiştir: Beni koruyup gözeteni, Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini kesenden Allah rahmetini kessin.” (Müslim, Birr, 6)

  • Duamızın Kabulü için

İbn-i Mesud (R.A.) bir gün sabah namazından sonra şöyle demiştir: “Allah için! Akrabalık bağını koparmış biri varsa kalksın. Çünkü biz Rabbimize dua etmek istiyoruz. Semanın kapıları akrabalık bağını koparan kimseye kapalıdır.  O arkadaşımız duanın kabulüne engel teşkil ediyor…”

  • Fazlasıyla Karşılık Görmek için

Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Sevabı dünyada iken verilecek iyilik, başkalarının dertleri ile ilgilenmekve akraba ile bağları korumaktır.

Cezası dünyada iken verilecek kötülük ise haddi aşarak azgınlık yapmak ve akraba ile ilişkileri kesmektir.” (İbn Mace, Zühd, 23; Ebu Davud, Edeb 43; Kütüb-İ Sitte C.17 1305)

  • Bulunduğumuz Meclise Rahmet İnmesi için

Resul-u Ekrem (A.S.) bir gün ashabını uyarmış, akrabalarını ziyareti terk eden varsa meclisimizde oturmasın demişlerdi.  Bu ihtardan sonra sahabilerden bir kişi, aceleyle ayrılmış ve biraz sonra sevinçle geri dönmüştü.  Efendimiz o sahabiye sorar: “Neden aceleyle çıktın ve sonra sevinçle geri döndün?”  şöyle cevap alır:

Ya Rasulallah. Siz akrabasını ziyaret etmeyen meclisimizde oturmasın ihtarını yapınca, daha fazla huzurunuzda kalamazdım. Tavırlarıyla beni daima kendinden uzaklaştıran bir teyzem vardı. Uyarınız üzerine onu ziyarete gittim. Kapısını çalınca teyzem şaşırdı. Ben de meclisinizde olanları ve ihtarınızı ona anlattım. Çok sevindi ve ellerini açarak bana dua etti, ben de ona dua ettim. Vedalaşıp hemen huzurunuza geldim. Bunun üzerine Peygamberimiz:                           

“Sen bu hareketinle çok güzel bir ziyaret yapmış oldun. Şunu iyi bilin ki, akrabalarıyla alakasını kesmiş olan kimsenin bulunduğu meclise Allah’tan rahmet inmez.” buyurdu. (Buhari, Edebü’l-Müfred)

EFENDİMİZN HAYATINDA AKRABALIK İLİŞKİLERİNDEN BAZI ÖRNEKLER

Efendimiz kendisi dünyaya gelmeden evvel babasını, altı yaşında iken de annesini kaybetmişti. Dolayısıyla o, önce dedesi daha sonra da amcası Ebû Tâlib’in yanında büyümüş, bu esnada amcasının eşi Fatıma Hanım, Efendimize kendi çocuğu gibi bakmış, bazen çocuklarından bile üstün tutmuştur. Müslüman olup Medine’ye hicret eden bu hanım sahabi vefat ettiğinde Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- çok üzülmüş ve “Annem öldü.” demiştir.

Efendimizin 12 amcası vardı ve bunlardan 4’ü peygamberlik devrine yetişmişti, 6 halası ve yaklaşık 25 amca çocuğu vardı. Bunların tamamı ile akrabalık ilişkilerini canlı tuttuğunu görmekteyiz. Bunlara ilaveten birde süt akrabalarıyla da ilişkilerinin devam ettiğini kaynaklar bizlere haber vermektedir.

Akrabalarının efendimize olan güvenleri ve kendisinden memnuniyetleri her fırsatta dile getirilmiştir. Akrabalarının iman etmeleri için çok fazla uğraştığını, onlara yardımı esirgemediğini, her fırsatta görüp gözettiğini, hastalık vb durumlarda ziyaret ettiğini, akraba çocuklarıyla yakından ilgilendiğini ve onları bağrına bastığını, akrabalarının meşru öğüt ve tavsiyelerine kulak verdiğini, istişarelere önem verdiğini, akrabalarından birisi yanlış yaptığında derhal uyardığını, müsamaha göstermediğini, sosyal, ekonomik durumlarıyla ilgilendiğini onun hayatında örnekleriyle görmekteyiz.

  • Buhari ve Müslim’de Hz.Ayşe (ra) şöyle rivayet etmiştir : Hz. Muhammed (sav) 610 yılının Ramazan ayında Hıra/Nur dağının zirvesindeki bir mağarada Allah’a ibadet ettiği sırada, vahiy meleği Cebrail (as) gelerek O’na son Peygamber olduğunu bildirdi. Cebrail (as) : Oku ! dedi. Peygamberimiz (sav) :  “Ben Okuma bilmem.” diye cevap verdi. Bu durum üç kere tekrarlandı.Vahiy meleği Cebrail (as) Peygamberimize (sav) sonunda “ Oku !”emriyle başlayan Alak suresinin ilk 5 ayetini okudu. Peygamberimiz (sav), hemen evine geldi. “Beni örtün Beni örtün..” diyerek yatağına yattı. Kalkınca durumu eşi Hz. Hatice’ye anlattı.  O büyük kadın şu sözleri ile O’nu teselli etti. “Sana müjdeler olsun.  And olsun ki Allah seni asla utandırmaz.   Çünkü sen ; Akrabalarını ziyaret edersin, Doğruyu söylersin. Acizlere yardım edersin. Misafirlerini ağırlarsın. Yoksullara kazanç sağlarsın. Hak’tan gelen afetlere ve belalara karşı halka yardımcı olursun.”
  • Resûlullah’ın Üsâme’yi çok sevdiğini bilen bazı sahâbîler bir kısım istekleri için onu aracı olarak gönderirlerdi. Hz. Peygamber, hırsızlık yapan bir kadının cezasının affedilmesi ricasıyla kendisine gelen Üsâme’nin bu isteğini kabul etmemiş ve kendi kızı Fâtıma dahi aynı suçu işlemiş olsa Allah’ın koyduğu cezayı ona da uygulayacağını söylemiştir (Buhârî, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 18; İbn Sa‘d, IV, 69-70). Üsâme hicretin 8. yılı Safer ayında (Haziran 629) Gālib b. Abdullah kumandasında Fedek civarında oturan Mürre kabilesi üzerine gönderilen 200 kişilik seriyyede yer aldı. Bu sırada Benî Mürre’nin müttefiki Cüheyne kabilesine mensup Mirdâs b. Nehîk’ı “lâ ilâhe illallah” dediği halde onun gerçekte Müslüman olmadığını, ancak can korkusuyla Müslümanlığı kabul ettiğini düşünerek öldürdü. Bunu duyan Resûl-i Ekrem Üsâme’yi çağırıp, Defalarca tekrar ederek “Kalbini yarıp da mı baktın?” diyerek yanlış yaptığını belirtti. Üsâme böyle bir hata yaptığı ve Resûlullah’ı üzdüğü için kendini affedememiş ve “Keşke daha önce değil de bugün müslüman olsaydım” demiştir (Buhârî, “Meġāzî”, 45; Müslim, “Îmân”, 158; İbn Sa‘d, II, 119). (ÜSÂME b. ZEYD, Mehmet Salih Arı, TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 42. cildinde, 361-363
  • Dadısı Ümmü Eymen’i sık sık ziyaret ederek kendisine “anne” diye hitap etmiştir. Yine onun için; “Anamdan sonra annem, benim ev halkımdan geride sağ kalan kimsedir.” diyerek iltifat etmiştir.
  • Mute Savaşı’nda amcaoğlu Cafer şehit olunca evine giderek, onun oğullarını bağrına basmış, öpmüş, koklamış ve ağlamıştır. Sonra ev halkı için yemek hazırlatıp onlara ikram etmiş ve iki oğlunun bakımını üstlenmiştir.
  • Sütannesi Halime’yi gördükçe; “Benim annem, benim annem!” diyerek, kendisine içten sevgi ve saygı gösterip, omuz atkısını serip üzerine oturtmuş, istek ve arzularını hemen yerine getirmiştir. Hz. Hatice ile evlendiğinde, Mekke döneminde iken sütannesi Halime yanına gelmiş, Peygamberimize kıtlık ve kuraklıktan şikâyet etmişti. Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- ona kırk koyun ve yiyecek yüklü bir deve vererek memleketine göndermişti.
  • Bir gün Abbas -radıyallahu anh- öfkeli bir hâlde Hz. Peygamber’in yanına gelir. Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “- Seni öfkelendiren nedir?” diye sorar. Hz. Abbas: – Kureyş’in bizimle alıp veremediği nedir? Kendi aralarında birbirlerine karşı güler yüzlü davranırlar, bizimle karşılaştıklarında surat asarlar, der. Bu duruma Hz. Peygamber de öfkelenir. Öyle ki öfkeden yüzü kızarır ve şöyle buyurur: “Nefsimi elinde tutan Zat-ı Zü’l-Celâl’e yemin olsun ki Allah ve Resûlü için sevmediğiniz sürece hiç birinizin kalbine iman girmez.” Sonra devamla der ki: Ey insanlar, her kim amcama eziyet ederse mutlaka bana eziyet etmiş olur. Zira kişinin amcası babası yerindedir.” (Tirmizî, Fiten, 28)
  • Herakliyus, peygamberlik iddiasında bulunan Muhammed (s.a.v.) hakkında bilgi edinmek üzere ticarî maksatla Şam’a gelmiş olan Ebu Süfyan ve yanındakileri çağırtıp “Size ne emrediyor?” diye sorunca Ebu Süfyan’ın “Bize namazı, sadakayı, iffeti ve sıla-i rahmi emrediyor.” Diyerek saydıkları arasında sıla-i rahm’i de zikrediyor:
  • Abdullah bin Abbas anlatıyor: “Bir defasında Kureyş kabilesi kıtlığa maruz kalmıştı. Öyle ki, çürümüş kemikleri kemiriyorlardı. Allah Resulü ile babam (Peygamberimiz’in amcası Abbas)’dan zengin kimse yoktu. Peygamberimiz, babama şöyle dedi: “amca biliyorsun, kardeşin Ebu Talib’in nüfusu kalabalıktır. Gidelimde, çocuklarından bir kısmını alalım, biz yetiştirelim.” Beraber Ebû Talib’e gidip durumu anlattılar. Ebû Talib, “Akil’i bana bırakın, diğerlerini alın.” dedi. Bunun üzerine Allah Resulü Ali’yi, Abbas da Cafer’i aldı.
  • Aişe R.Anha şöyle dedi: Peygamber aleyhisselam’ın hanımlarından hiçbirini Hatice’yi kıskandığım kadar kıskanmadım. Üstelik onu Resul-i Ekrem’in yanında hiç görmedim. Fakat Resul-i Ekrem onu sık sık anardı. Bir koyun kesip etini parçaladığında, çoğu zaman Hatice’nin dostlarına gönderirdi. Bazen dayanamayıp Resul-i Ekrem’e: “Sanki dünyada Hatice’den başka kadın kalmadı..!” derdim. Resul-i Ekrem: – “O şöyle şöyleydi” diye özelliklerini sayar ve “Çocuklarım ondan oldu”, derdi. (Buhari, Menakıbu’l-Ensar 20, Nikah 108, Edeb 73, Tevhid 32)

GÜNÜMÜZ MODERN TOPLUMLARINDA AKRABALIK İLİŞKİŞLERİMİZ NASILDIR?

  • Şehirleşme kültürünün etkisinde kalarak değerlerimizi yitirmeye başladık
    • Teknolojinin yanlış kullanımı ve hayatımızı kuşatması bizi değerlerimizden uzaklaştırdı
    • Çekememezlik, Taassup, Benlik ve bencillik, kin ve nefret bizi kuşatıyor
    • Şeytan, nefis, Dünya hırsı, Cimrilik ateşi aramıza duvarlar örüyor
    • Kendi derdimizle boğuşarak etrafımızdan uzaklaştık
    • Dünya görüşü ve fikir ayrılıkları bizi birbirimize sırt çevirmeye itti
    • Nesli akrabayla tanıştırıp kaynaştırmadık
    • Küçük ve çekirdek aileyi benimsedik
    • Büyükleri yük olarak görür olduk
    • Haram ve günahlar konusunda akrabadan yana tavır alarak kayırma ve torpil yaptık
    • Evlilikler ayrılık vesilelerimiz oldu
    • Aynı binada birbirimizi arayıp sormaz olduk
    • Cenazelerden cenazelere mezarlıklarda buluşur olduk
    • İlişkileri menfaat temeli üzerine inşa eder olduk
    • Vefa, dostluk, samimiyet, muhabbet gibi bizi biz yapan değerleri kaybetmeye başladık

Başkalarını unutan insanın, kendisi de unutulur.

Zor gününde İnsanların yanında yer almayan, zor gününde kimseyi yanında bulamaz.

Modern zamanların evlatları gittikçe içine kapanma, bireyselleşmeye, yalnızlaşmaya, aile ile birlikte vakit geçirmeyi reddetmek, odalarına kapanmak, digital dünyalarında hapsolmayı tercih etmek, akraba ziyaretlerine gitmeyi istememek, akrabalardan uzak kalmak gibi tepkiler çok sık görülmektedir.

  • Burada bize düşen kararlı olmaktır.
  • Bir insanın yalnız yaşayamayacağını, köksüz, dalsız, budaksız, akrabasız, nesilsiz, soysuz, ataşız yaşayamayacağını; insan için her zaman akraba bağlarının onu hayatta güçlendiren bağlar olduğunu evlatlarımıza öğretmeliyiz.
  • Çocuklarımıza akrabalarımızı tanıtmamız gerekir. (Bak yavrum bu senin amcan, elini öp, seni tanısın, dua etsin, seni sevsin…)
  • Herhangi bir yerde cenaze olduğunda evlatlarımızı da yanımıza alarak cenaze gibi acı bir durumda, bütün akraba bir aradayken başsağlığına gitmeliyiz. Cenazeye karşı son vazifeleri yapmaya yönlendirmeliyiz.
  • Güzel günlerde de çocuklarımızı akrabalarla buluşturmaya gayret etmeliyiz. Bayramlarda büyükleri ziyaret ederek akrabalarla bir arada bulunmanın mutluluğunu yaşamalarını sağlamalıyız. Büyüğe yönelik oluşan bu saygının çocuğun hayatına işlediğini unutmamalıyız.
  • SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Bugün akrabalarla sohbet edilmiyor, akrabalara ziyaret gidilmiyor, akrabalar unutuluyor.

Bugün televizyon gibi bir dostumuz varken ne dost arıyor insan ne de akraba.! Keşke akrabalarımızla beraber oturup dertleşmenin, çaylarını içmenin, bir iki laf etmenin, hoş sohbetler yapmanın değerini bilebilsek.

Unutmayalım ki sıla-i rahim, insanları boncuk taneleri gibi bir araya getiren ipliğe benzer. Bu bağı koparmak hoş görülmediği gibi, güçlendirmek gerektiğini ayet ve hadislerden gördük.

İmanın Gereği, Allah’ın İhsan Ve Rahmetine Kavuşma, Allah Emri Ve Rahmetinin Kapısı Kıldığı, Rızkın Genişlemesi, Ömrün Uzamasına vesile olan, gözetenler için Melekler Yardımda Bulunduğu, Münafıklık Alametinden Uzak Kalma vesilesidir.

Cehennemden Uzak Olup Cennete Girme yolu, Duanın Kabul sebebi, Fazlasıyla Karşılık Görmek istediğimiz ve Bulunduğumuz Meclise Rahmet İnmesine sebep olan sıla-i rahim bizler için önemlidir.

مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزٰى اِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

“Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.” (En’âm 160)

Written by İdris YAVUZYİĞİT