Dünya-Ahiret

Dünya içindeki nimetleriyle bizim ama Ahirette bizim için.
Neden her ikisi için aynı gayreti gösteremeyiz?
Neden birine daha çok önem verir diğerini ihmal ederiz?
Neden gitmekten, göçmekten korkarız?
Bildiğimiz ve karşılaşacağımız kesin bir gerçek olduğu halde neden uzak dururuz?
Neden yokmuş gibi davranırız?

Emevi halifelerinden Süleyman bin Abdulmelik, Seleme bin Dinar’a sormuş:

“Ey Ebû Hazım, neden ölümden hoşlanmıyoruz?

Seleme bin Dinar: “Çünkü ahiretinizi harap, dünyanızı ise mamur ettiniz. Mamur bir yerden harap bir yere taşınmaktan hoşlanmıyorsunuz.” deyince ” Doğru söylüyorsun” diye cevap vermiştir.

Düşünün ki zor zahmet, meşakkat uğraştık, emek sarf ettik, sermaye yatırdık ve bir ev satın aldık. Gönlümüzce dayayıp döşedik… Evimize girerken nasıl bir mutluluk hissederiz değil mi. Yüreğimiz heyecandan yerinde durmaz, biran evvel içeri girmek isteriz.

Yada çok sevdiğimiz, arzuladığımız bir yemek yapmak için gerekli malzemeleri alıp mutfağa girdik, kolları sıvayıp hayallere dalarak yemek yaptık. Vakti gelince tabağa koyup masaya geçtiğimizde hissederek yerken doyumsuz bir keyif alırız değil mi.

Evli bir çift düşünün ki uzun yıllar sonra Rabbim onlara hasretini çektikleri bir evlâd ihsan edecek haberini aldılar. Nasıl hisseder, nasıl bir heyecana kapılır, madden ve manen nasıl bir hazırlığa girişirler değilmi? Hele birde yavrularını kucaklarına aldıklarına…

Demek istediğim dünyaya dair arzulayıp kavuştuğumuz şeyler bizi nasıl mutlu ediyorsa Ahiret ve orada kavuşacağımız nimetler de bize o şekilde mutluluk vermelidir. Bu mutluluk istemeyle değil çalışmayla elde edilebilecektir. Ve bu dünya hayatında gerçekleşecektir. Dünyamızı da ahiretimizi de mutluluğa açmak bize bağlı.

Bunun için Rabbimize teslim olmak, emrine girmek, sözünü tutmak, hayatı güzelleştirmek, kalbi selim olmak, emin olmak, sırat-ı müstakim üzere yaşamak, rızasını kazanmak gerekir.

Written by İdris YAVUZYİĞİT