Bedir

Yürüyüşüyle ölümü titretreten yiğitler meydanıdır Bedir.

“Benimle Cennet arasında şu adamların beni öldürmesinden başka bir şey kalmadı mı?” diyen Umeyr (r.a.) ruhuna sahip olan Müminlerin zaferidir.

Hicretten iki yıl sonra, Ramazân-ı Şerîf’in 17’sinde vuku bulmuş olan Bedir Gazvesinin gelişimi kadar, öncesi ve sonrası da mühimdir hiç şüphesiz. Aynı aileden olan kimseler hatta kardeşler, karşı saflardadır bugün.. Müslüman safında bir yiğit Ebû Ubeyde b. Cerrah düşman saflarında bulunan babasını, özellikle kendisine hucüm etmesi sonrasında öldürmüştür.

Bedir’in bir adı da hakk ile bâtılın ayrıldığı gün manasına gelen Yevmü’l-Furkân‘dır.

Biz 313 kişiydik, onlar ise 950.
Bizde 2 tane at vardı, onlarda ise 200.
Hz. Hamza karşı orduya bakar ve der ki:

“Sayıları bizden fazla ama yine de adil bir savaş olacak. Biz onları görüyoruz onlar bizi. Gözümün gördüğü hiç bir şeyden korkmam.”

“Bedir, iman’ın imkanı yendiği yerin adıdır” der büyükler.

Gerçekten de Bedir Savaşı, tüm maddi şartlar aleyhe görünüyorken, Allah’ın yardımıyla “azların çoklara” galip gelişidir. Varlık-Yokluk savaşıdır.
Bedir akidenin asabiyete ve ganimete karşı bir savaşıdır. İmanın zaferidir. Allah’ın vadinin gerçekleştiği meydandır.

Bedir, babanın evladına, evladın babasına karşı Allah için mücadele ettiği gündür. Bedir, samimiyettir, fedakarlıktır, vefâdır.

Bedir bir teslimiyettir. “Nice az topluluklar, Allah’ın izni ile nice çok topluluklara galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 249)

Bedir yolunda Efendimiz’in (sas) Rabbine şöyle dua etmişti ya:
“Allah’ım!
Bu insanlar yalın ayak, Sen onlara dayanma gücü ver.
Bunların üzerinde elbiseler yok, Sen onları giydir.
Bunların yiyecek imkânları kısıtlı Sen onları doyur.
Bunların malları yok, fakirler; Sen onları zengin kıl!”

“ Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz hâlde Allah, Bedir’de size yardım etmişti.  Öyleyse, Allah’tan sakının ki O’na şükretmiş olasınız.” {Âl-i İmrân 123}

Ve yine Bedir’de Rasûlallah (sav)’ın

“Allahım! Bana olan sözünü yerine getir, vaadini gerçekleştir!
Allahım eğer şu bir avuç Ehl-i İslâm’ı helâk edersen yeryüzünde sana ibadet eden kimse kalmayacak!” (Müslim, Cihâd, 58) duasına Allah’ın peşi sıra binlerce melek ile icâbet etmiştir.

“Hani siz (Bedir’de) Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: ‘Hiç şüpheniz olmasın ki ben size, birbiri ardınca gelen bin(lerce) melekle yardımcıyım.’ diye duanızı kabul buyurmuştu.” (Enfal 9.)

Değerli dostlar
İnsanlığın Dirilişi kitabında Sezai Karakoç’un dediği gibi “Bedir savaşı ebedî modeldir. İnanç tam, sabır tam, güven tam, cihat tam olduğu anda zafer de tamdır.”

Bedir savaşı öncesinde ashabı ile istişaresinde Resûl-i Ekrem efendimiz de buyurdu ki:
“Kervân, sahil yolundan savuşup gitmiştir. Şu Ebû Cehil ordusu ise bize doğru gelmektedir.”
Ensardan Evs kabîlesi reisi, Sa’d bin Mu’âz ayağa kalkarak Peygamber efendimize şunları söyledi:
– “Yâ Resûlallah! Bizler, Allaha ve son Peygamberi olan Sana, îmân ettik. Allah tarafından sana tebliğ edilen İslâmın, hak dîn olduğuna kalben inandık, doğruladık. Senin emirlerini dinlemek ve itâ’at etmek üzere, söz verdik. Temînat verdik. Seni hak Peygamber olarak gönderen Yüce Allaha yemîn ederim ki, bize şu denizi gösterip içine dalsan; Seninle birlikte denize dalarız. Hiç birimiz, geri kalmayız. İslâm düşmanlarıyla çarpışmayı da, seve seve kabûl ederiz. Savaştan, geri dönmeyiz. Düşman karşısında sabır ve sebâtla savaşırız.”

Mikdat b. Esved’in (ra) şu sözü bugün bizlere de rehberlik etmelidir:
“Yâ Rasûlallah! Rabbim sana neyi emrettiyse onu yap! Vallahi biz İsrailoğullarının Musâ`ya dediği gibi, ‘Sen ve Rabbin gidip düşmanlarla savaşın, biz şurada oturuyoruz’ demeyiz. Biz (her hâl ve şartta) sana tâbiyiz.”

Hz. Muhammed (s.a.v), Müslümanların saldırıya uğradığı bir şehri kurtarmak için sefere giderken, hemen yanında yürüyen ve “Bedir Aslanı” olarak nam salan Hz. Hamza’ya şöyle seslenir; “Ey Hamza yavaş yürü,
Sen gözünün gördüğü hiçbir şeyden korkmazsın lâkin heybetini gizli tut. Yürüyüşün ölümü korkutuyor.”

Rabbim Bedrin şuuruna erebilmeyi, davasını sırtlayabilmeyi, fedakarca mücadele edebilmeyi, malıyla, canıyla kokmadan mücahede edebilmeyi bizlere nasip etsin.

Written by İdris YAVUZYİĞİT